Fintech, hem teknolojik gelişmelerin hem de regülasyonların çok hızlı evrildiği bir alan. Bu nedenle girişimcilerin çevik, öğrenmeye açık ve vizyoner olmaları gerekiyor. Sektörümüzde güven , kelimenin tam anlamıyla bir yapı taşı, olmazsa olmazı. Gerek ürün tasarımı ve yönetim kültüründe, gerekse ikili ilişkilerde güveni tesis eden yapılar kurmak şart. Kullanıcıların paralarını, verilerini ve beklentilerini yönettiğiniz bir dünyada sadece teknolojik yeterlilik, gelişmişlik yetmez; ahlâklı duruş, regülasyona uyum becerisi, hız ve şeffaflık da birer başarı kriteridir.
H2O Investment Kurucu Ortağı Osman Çalışkan
- Farklı sektörlerde yatırımları olan bir iş insanı olarak kısaca kariyerinizden ve sizi fintech ekosistemine yönlendiren nedenlerden bahseder misiniz?
Ben işletme mezunuyum. Aile işimiz uzun yıllar tekstil sektöründeydi; üretim ve toptan satış ağırlıklı çalışan, klasik, geleneksel bir ticari yapıydı. Tamamen güvene ve beşeri ilişkilere dayalı çok önemli tecrübeler elde etme fırsatı buldum. Çok erken yaşlarda başlayan elektronik hobim ve bilgisayar teknolojileriyle sürekli ilgilenirken piyasa şartları altında uygulama alanlarını da deneyimledim. Ancak üniversite yıllarımda ve sonrasında teknolojiye, özellikle elektronik ve yazılıma olan ilgim giderek arttı. Zamanla bu alanlarda projelerde görev aldım, şirketler kurdum, ekipler yönettim.
2004 yılında tekstil sektöründen tamamen çıkma kararı aldım. O dönemde artık geleneksel sektörlerde büyümenin sınırlı, teknoloji odaklı alanlarda ise ölçeklenebilirliğin ve etki alanının çok daha geniş olduğunu net bir şekilde görüyordum. Bu farkındalık beni yazılım, elektronik ve mühendislik çözümlerine odaklanmaya yöneltti.
Fintech’e ilgim ise gerek eğitimim sebebiyle, gerek hızlı dönüşüm ve pazar talebinin etkisiyle teknolojiyle iç içe geçen iş modellerini analiz ederken başladı. Finansal teknolojiler, sadece finansal işlemleri dijitalleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda geleneksel sistemleri sorgulayan, hızlandıran ve daha erişilebilir hale getiren bir dönüştürücü güç olarak öne çıkıyor. Ben de bu alandaki dönüşümün sadece izleyicisi değil, bir parçası olmak istedim. Bugün yatırımcı kimliğimle fintech odaklı girişimlerde hem sermaye hem bilgi birikimiyle yer alıyorum.
- Fintech alanında yatırımcı, girişimci ya da yönetici olmak için gerekli olan temel özellikler neler?
Bu alanın en temel gerekliliği, hızlı değişime ayak uydurabilmek ve hatta bu değişimin de ilerisini görebilmek. Fintech, hem teknolojik gelişmelerin hem de regülasyonların çok hızlı evrildiği bir alan. Bu nedenle çevik olmak, öğrenmeye açık kalabilmek ve vizyoner davranabilmek gerekiyor.
Güven, kelimenin tam anlamıyla bir yapı taşı, olmazsa olmazı. Gerek ürün tasarımı ve yönetim kültüründe, gerekse ikili ilişkilerde güveni tesis eden yapılar kurmak şart. Kullanıcıların paralarını, verilerini ve beklentilerini yönettiğiniz bir dünyada sadece teknolojik yeterlilik, gelişmişlik yetmez; ahlâklı duruş, regülasyona uyum becerisi, hız ve şeffaflık da birer başarı kriteridir. Yatırımcı ya da girişimci fark etmeksizin; veriye dayalı karar alma becerisi, stratejik bakış açısı, doğru ekibi oluşturma ve yönetme becerisi, iletişim becerisi bu yolculukta sizi ayakta tutan temel unsurlar olacaktır.
Girişimcilik bir takım oyunudur
Finansal teknolojiler başta olmak üzere yeni nesil teknolojiler alanında kendi şirketini kurmak veya liderlik etmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler?
Genç girişimcilere ilk tavsiyem şu olur: “Fikre değil, probleme âşık olun.” Çoğu zaman heyecan verici bir fikirle yola çıkılıyor ama yeterince derinlemesine problem analizi yapılmadan, literatür ve büyük veya küçük tüm rakiplerin ve ürünlerinin analizi yapılmadan ürün geliştiriliyor. Oysa başarılı girişimler, gerçek ve yakıcı bir problemi, mevcut yaklaşımı tamamen veya kısmen yıkarak yeni bir yöntemle çözenlerdir.
Bir diğer önemli tavsiyem ise mali disiplinden ve veri odaklı bakıştan taviz vermemeleri olur. Matematik yalan söylemez. Genç girişimciler genellikle teknik becerilere odaklanıyor ama iş modeli kurma, nakit akışı planlama, finansal projeksiyon yapma, proje üzerinde dayanma gücünü uzatıcı mali bütçe disiplinini uygulama gibi konularda zayıf kalıyor. Bu alanlarda kendilerini geliştirmelerini öneriyorum.
Ayrıca girişimcilik bir takım oyunudur. Ortak olarak seçecekleri kişileri, hatta çalışanlarını sadece teknik becerilerine göre değil, kriz anlarındaki duruşlarına göre değerlendirsinler. İyi bir ortaklık, iyi bir fikrin çok çok önündedir. Fikirler dönüşebilir. İyi bir ortaklıkla birgün mutlaka başarı yakalanacaktır.
Son olarak, başarıya ulaşmak için sabırlı olmak, sürekli öğrenmeye açık olmak ve eleştiriye sabretmek şarttır. Zaman zaman yalnız kaldıklarını hissedecekler, zaman zaman çevrelerinden destek alamayacaklar. Ama doğru yolda ısrar etmek, fark yaratanlarla sıradanlar arasındaki en büyük ayrımı oluşturur.
- Kariyeriniz boyunca birçok başarılı şirket kurmuş ve yönetmiş Osman Çalışkan ile yatırımcı rolündeki Osman Çalışkan arasındaki farklılıkları nasıl tanımlıyorsunuz?
Girişimci Osman, sürekli operasyonun içindeydi. Üründen pazarlamaya, ekipten finansmana kadar her noktada aktif rol aldım. Bir şirketi sıfırdan kurup ayağa kaldırmak, karnınıza giren ağrılara alışmayı, gece gündüz çalışmayı, evden, aileden, sevdiklerinizden günlerce ayrı kalmayı, bazen de riskin tümünü tek başına omuzlamayı gerektirir.
Yatırımcı Osman ise daha çok stratejiye odaklanan, yol gösterici, sürekli deneyimlerini paylaşan ve doğru kararları destekleyici bir kimlik taşıyor. Girişimcinin gözünden kaçan unsurları görmeye, geniş çerçeveden riskleri analiz etmeye çalışıyorum. Bu geçiş kolay olmadı, çünkü kontrol alanınız değişiyor. Eskiden her şeyin içindeyken, şimdi yönlendirici konumdasınız. Bu da ego yönetimini ve sabırlı olmayı beraberinde getiriyor.
Ancak şunu açıkça söyleyebilirim: Girişimcilik geçmişim, beni yatırımcı olarak daha sağduyulu, daha adil ve daha çözüm odaklı biri yaptı. Doğru olduğunu bildiğim, hayatım boyunca deneyimlediğim ilkelerimi, prensiplerimi aktarma fırsatını verdi. Çünkü sahada neyin ne kadar zor olduğunu defalarca yaşayarak öğrendim.
- Yatırımcı şapkanızla düşündüğünüzde ülkemizdeki girişimler veya girişimcilerde gözlemlediğiniz üstünlükler ya da geliştirilmesi gereken yönler neler?
Türkiye’de girişimciler beklenmedik şekilde becerikli, çevik ve çözüm odaklı. Kısıtlı kaynaklarla büyük işler başarmaya alışkınız. Bu “pratik zeka”, “alternatifi hızlı üretme becerisi”, “analitik düşünebilme”, ve tüm bunların yanında “cesaret ve hız” küresel ölçekte son derece ciddi, çok önemli bir avantaj. Ancak gelişmesi gereken iki önemli alan var:
Birincisi, sistemli düşünme eksikliği. Yani bir fikri işe dönüştürürken doğru iş modelini kurgulamak, hedef müşteri analizini yapmak ve doğrulamak, ölçeklenebilirliği tasarlamak gibi konular yeterince düşünülmüyor ve planlanmıyor. İkincisi ise ortaklık yapılarındaki bilinç eksikliği. Ortak seçimleri, görev ve yetki paylaşımı, sorumluluk dengesi iyi kurulmadığında, bütçe, yaşanılması muhtemel sıkıntılar ve ayrılık stratejisi doğru düşünülmediğinde girişimler erken aşamada dağılabiliyor.
Ayrıca birçok genç girişimci, yatırımcıyı sadece finansman sağlayan bir aktör olarak görüyor. Oysa yatırımcı, stratejik bir ortak; yıllara sair bir deneyimin adeta bir hap gibi vücuda girmesidir. Bunu erken fark eden girişimlerin başarı şansı artıyor.
- Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğunu ve bu süreçte Türk girişimcilik ekosisteminin rolünü değerlendirir misiniz?
Türkiye son dönemde kamu, özel sektör ve STK’ların ortak çabasıyla dijitalleşme konusunda ciddi bir ivme yakaladı. E-devlet uygulamaları, fintech altyapıları, yapay zekâ temelli girişimler gibi birçok alanda bölgesel bir liderliğe doğru ilerliyoruz.
Bizler de bu dönüşümde mensubu bulunduğumuz MÜSİAD, İTO, DEİK, MOBİSAD, İSO gibi kurumlar eliyle aktif rol alıyoruz. Girişimcilik ve dijitalleşme ekseninde oluşturduğumuz komisyonlar, komiteler, yaptığımız etkinliklerle gençlere mentorluk sağlıyor, yatırımcı ve girişimcileri aynı çatı altında buluşturuyoruz. Ayrıca yurt dışı temsilciliklerimiz aracılığıyla Türk teknoloji şirketlerinin globalleşmesini destekliyoruz.
Bizim bakış açımız şu: Türkiye sadece dijital çözümleri tüketen değil, bunları geliştiren ve ihraç eden bir ülke olmalı. Girişimcilik ekosistemimiz bu vizyonu taşıdığı sürece, küresel arenada çok daha güçlü bir konuma geleceğiz.
- İş yaşantınızda, “Bir şansım daha olsa daha farklı yapardım” dediğiniz bir an ya da karar var mı?
Elbette. Girişimcilik, büyük başarılar kadar hatalardan da ibaret. Bugünden geriye baktığımda, bazı ortaklık kararlarını daha titiz, daha detaylı değerlendirmem gerektiğini düşünüyorum. Bazen fazla güvenmek, bazen de vizyon uyumsuzluklarını göz ardı etmek, orta vadede büyük yıpranmalara yol açabiliyor.
Ayrıca bazı dönemlerde daha fazla veri ile hareket etmem, sezgisel kararlar yerine sayısal analizlere ağırlık vermem ve aldığım mantıklı kararları ısrarla uygulamam gerektiğini fark ettim. Ancak bu hatalar aynı zamanda bana yatırımcı kimliğimi kazandırdı. Bugün bir girişimciye yol gösterirken, bu tecrübelerimi paylaşarak onların benzer hataları yapmasını engelleyebiliyorum.
Teknoloji sadece bir araç değil
Ben, farklı sektörlerde deneyim kazanmış bir girişimci ve yatırımcıyım. Tekstil ile başladım, elektronik ve yazılım alanlarında büyüdüm, inşaat ve güvenlik sistemlerinde stratejik adımlar attım. Bugün ise özellikle erken aşama girişimlere yatırım yaparak, birikimimi ve vizyonumu yeni nesil girişimcilere aktarmaya çalışıyorum.
Teknolojiyi sadece bir araç değil, toplumsal dönüşümün anahtarı, yükselebilmenin itici gücü olarak gören biri olarak; değişime açık, öğrenmeye istekli ve geleceğe katkı sunma arzusuyla yolculuğuma devam ediyorum. Elimden geldiğince, gücümün yettiğince, değerlerimden ödün vermeden samimi bir şekilde sürdüreceğim.


