Yusuf Akbal: Hedefimiz, “one stop payment provider” modelini Türkiye’de başarıyla hayata geçirmek


Rubikpara Yönetim Kurulu Başkanı ve Fuzul Ventures Yönetim Kurulu Üyesi R. Yusuf Akbal

  • Fuzul Holding’in dijitalleşme adımlarından biri olan Rubikpara’nın sunduğu çözümlerden ve marka hedeflerinizden bahseder misiniz?

Rubikpara, Fuzul Holding’in yalnızca dijitalleşme yolculuğundaki bir adımı değil; aynı zamanda kurum içi girişimciliğe verdiği önemin somut bir çıktısı. Aslında Rubikpara, bir ihtiyaçtan doğan ve bu ihtiyacı sahadan en iyi gözlemleyen çalışanların inisiyatifiyle şekillenmiş bir proje. Holding içindeki yenilikçi düşünce ortamı sayesinde, sadece dışarıdan teknoloji transferi yapmak yerine, kendi içimizde çözüm üretmeye karar verdik. Rubikpara da tam olarak bu vizyonun ürünü: Hem sahaya hem de kullanıcıya dokunan, dinamik, çevik ve çözüm odaklı bir fintech markası.

Marka olarak hedefimiz ise; ödeme teknolojilerinde sadece bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da öngörerek çözümler sunmak. İşletmelere ve bireylere hızlı, güvenli ve entegre ödeme altyapıları sağlarken, aynı zamanda sektörde oyunun kurallarını değiştiren yerli bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.

  • Rubikpara’nın ve Fuzul Holding’in girişimcilik ekosistemindeki rolünü bizimle paylaşır mısınız?

Rubikpara, girişimcilik ekosistemine oldukça özgün bir yerden katkı sunuyor çünkü biz oyuna 2-0 önde başlayan bir girişimiz. Neden mi? Çünkü sıfırdan başlamak yerine, Fuzul Holding’in köklü tecrübesine, kaynaklarına ve güven ortamına yaslanarak yola çıktık. Bu da bize; fikri geliştirirken zamandan, ürünü pazara sunarken maliyetten, ilk kullanıcıyı bulurken güvenden kazandırdı.

Dünyada da bu modelin gücü giderek daha çok kabul görüyor. McKinsey’nin 2023 tarihli araştırmasına göre, şirketlerin yeni girişimlerinden elde ettikleri gelir, ortalama olarak toplam gelirlerinin %24’ünü oluşturuyor. Bu da kurum içi girişimciliğin, sadece fikir üretiminde değil, sürdürülebilir başarıda da ciddi bir fark yarattığını gösteriyor.

Rubikpara da bu farkın yaşayan örneği. Birkaç çalışanın “bu işin daha iyisi yapılabilir” demesiyle başlayan yolculuk, bugün binlerce işletmenin ödeme teknolojilerine yön veren bir yapıya dönüştü. İşte bu yüzden diyoruz ki; sahada olmak önemli ama doğru sistemle sahaya çıkmak, oyunu baştan değiştiriyor.

Fuzul Holding’in girişimcilik ekosistemindeki rolü ise yalnızca yatırımcı olmakla sınırlı değil. Biz burada fikirlerin filizlenmesine alan açan, denemeye tolerans gösteren ve başarının arkasında durmayı bilen bir kurum kültürü inşa ettik. Rubikpara da bu yapının güçlü bir ürünü. Şimdi bu deneyimle hem içeride yeni girişimlerin doğmasına öncülük ediyor hem de ekosisteme içeriden gelen başarı hikâyeleriyle ilham veriyoruz.

  • Rubikpara’dan kurum içi girişimcilik olarak bahsettiniz. Peki siz kurum içi girişimciliğe nasıl bakıyorsunuz?

Kurum içi girişimciliğin en güçlü yönlerinden biri, şirketlerin kendi bünyelerindeki potansiyeli harekete geçirerek yeni pazarları keşfetme fırsatı yaratmasıdır. Girişimci ruhlu çalışanlar, organizasyon içinde henüz keşfedilmemiş fırsatları görebilir, mevcut yapının ötesinde düşünerek yepyeni ürünler, hizmetler ve iş modelleri geliştirebilir. Bu sayede şirketler yalnızca mevcut rekabet koşullarına adapte olmakla kalmaz, aynı zamanda sektörlerinde dönüşümün öncüsü de olabilirler.

Amazon’un bir çevrimiçi kitapçı olarak başlayıp bugün dünyanın en büyük teknoloji ve lojistik devlerinden biri haline gelmesi, bu yaklaşımın ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Ama en etkileyici örneklerden biri belki de Google’dır. Google, çalışanlarının zamanlarının %20’sini kendi projelerine ayırmalarına izin verdiği dönemde, bu politikadan doğan projelerden biri Gmail’di. Bugün milyarlarca insanın kullandığı bu servis, bir kurum içi girişimcilik başarısı olarak tarihe geçti. Bu da gösteriyor ki, şirket içinde yaratılan doğru alan ve güven ortamı, dünya çapında etki yaratabilecek fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir.

İç girişimcilik kavramı aslında yeni değil; neredeyse yarım yüzyıl önce ortaya çıktı. Ancak dijitalleşmenin ve teknolojik dönüşümün hızlandığı çağımızda, bu yaklaşım artık sadece “yenilikçi” değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Bugün ilerici yöneticiler, çalışanlarını stereotiplere takılıp kalmadan düşünmeye, risk almaya, aktif ve etkili şekilde hareket etmeye teşvik ediyor. Bu sayede hem şirketin içinde devrim niteliğinde sıçramalar yaşanıyor hem de tüm sektör dönüşebiliyor.

Ben kurum içi girişimciliği sadece bir inovasyon aracı olarak değil, şirketin geleceğini inşa etmenin en insani ve sürdürülebilir yollarından biri olarak görüyorum. Çünkü gerçek değişim, dışarıdan gelmek zorunda değil; bazen en büyük potansiyel, içeride zaten hazır bekliyordur.

  • Peki Kurum içi girişimcilik örneği olan Rubikpara hangi alanlara odaklanıyor? Önümüzdeki Yıllarda nereye gitmek istiyor?

Rubikpara olarak biz, bir şirketin içinde “ödeme” ifadesinin geçtiği her ihtiyaca çözüm sunmayı hedefleyen uçtan uca bir finansal teknoloji sağlayıcısıyız. Hedefimiz, tüm ödeme süreçlerini tek bir platformda toplayan “one stop payment provider” modelini Türkiye’de başarıyla hayata geçirmek.

Rubikpara olarak bir şirketin finansal ekosistemini uçtan uca kapsayarak; çalışan ödemeleri (B2E), müşteri tahsilatları (B2C) ve tedarikçi işlemleri (B2B) gibi tüm ödeme senaryolarını tekil bir altyapıda konsolide etmeyi ve bu akışı merkezi, veriye dayalı bir kontrol paneliyle yönetilebilir hale getirmeyi hedefliyoruz.

Bu yaklaşım, sadece bir teknoloji üretmek değil, işletmelerin tüm finansal yaşam döngüsünü sadeleştiren, veriye dayalı, entegre ve sürdürülebilir bir sistem kurmak anlamına geliyor. Rubikpara’nın farkı da tam burada başlıyor: karmaşık finansal süreçleri sadeleştirerek zaman kazandırıyor, operasyonel yükü azaltıyor ve stratejik yönetim alanı açıyoruz.

Bizi sektörde farklılaştıran bir diğer önemli unsur da Fuzul Holding’in arkamızdaki güçlü desteği. Holdingimiz, Rubikpara’ya önce 150 milyon TL, ardından bu yatırımı 200 milyon TL’ye çıkararak hem potansiyelimize olan inancını hem de uzun vadeli stratejik desteğini açıkça ortaya koydu. Bu destek, klasik girişimlerin yaşadığı finansal istikrarsızlık risklerini minimize ederken, bize daha cesur adımlar atma özgürlüğü tanıyor.

Gelecek hedeflerimiz arasında ise mevcut lisans altyapımızı ileri teknolojiyle entegre hale getirerek kullanıcı dostu ürünler üretmek ve müşteri portföyümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeni iş modelleri geliştirmek yer alıyor. Yani biz, “hangi iş modeli bu ihtiyacı çözer?” sorusuna odaklanıyoruz. Ve gerekirse o modeli oluşturmakta da çekinmiyoruz.

Bu vizyonu desteklemek adına global örnekleri yakından izliyoruz: PayPal, TransferWise ve diğer global rekaberlik yaptığımız firmalar gibi markalar nasıl dönüştüyse, biz de Rubikpara’yı Türkiye’nin güçlü dijital oyuncularından biri yapma yolunda kararlıyız.

Regülasyonların hızla değiştiği, açık bankacılık ve dijital lisansların gündemde olduğu bir dönemde, biz de bu değişime uyum sağlayan değil, değişimi yönlendiren oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde; servis bankacılığı, açık bankacılık ve dijital bankacılık gibi alanlarda daha derinleşeceğimiz, daha fazla teknoloji ürünü ve daha fazla kullanıcı hikayesiyle karşınızda olacağız.

  • Fintech sektörü hakkında genel bir değerlendirme yapar mısınız? Sektör hakkındaki sizin görüşleriniz nelerdir?

Fintech, dünya genelinde özellikle 2008 finansal krizinden sonra hızla gelişen bir alan oldu. Türkiye’de ise 2012–2013 yıllarında bu alanda hareketlenme başladı ve farkındalık giderek arttı. Bugün geldiğimiz noktada fintech sektörü hem devletin stratejik olarak desteklediği hem de regülasyonlarla yön verdiği bir alan haline geldi. Özellikle servis bankacılığı, dijital bankalar ve ödeme sistemlerine yönelik düzenlemeler sektörün geleceğini şekillendiriyor.

Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin Temmuz 2024 raporuna göre, Türkiye’de 856 fintech şirketi bulunuyor ve bunların en yoğunlaştığı alan ödemeler. Aynı dönemde toplam kartlı ödeme hacmi 1,42 trilyon TL’ye ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemeler 421,7 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu veriler, Türkiye’nin hızla nakitsiz topluma dönüşüm sürecinde olduğunu gösteriyor.

Eskiden fintech girişimleri bankaların dikkatini çeken yapılar iken, bugün artık bankaları satın alabilecek güçte yapılar haline geliyorlar. Bu da sektördeki dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyuyor. BNPL (şimdi al sonra öde) gibi yenilikçi modellerin yaygınlaşması da fintech’in kullanıcı odaklı inovasyon gücünü net biçimde ortaya koyuyor.

Kısacası; fintech sektörü artık sadece finansal hizmetlerin dijitalleştiği bir alan değil, aynı zamanda ekonomik dönüşümün lokomotifi konumunda. Türkiye’nin bu alanda attığı cesur adımların, ülkemizi global ölçekte daha güçlü bir oyuncu haline getireceğine inanıyorum.

  • Son dönemde fintech sektörüne yapılan yatırımlardan bahsedebilir misiniz?

Fintech sektörü, girişimcilik dünyasının en hareketli alanlarından biri. Türkiye’de özellikle 2019 sonrası yatırımlar ivme kazandı; ancak 2022’den itibaren küresel ekonomik belirsizlikler, yüksek enflasyon ve faiz politikaları nedeniyle bu ivme yavaşladı.

Türkiye Fintech Ekosistemi Durum Raporu 2023’e göre, 2023 yılında 35 yatırım turunda yalnızca 29 milyon dolar yatırım gerçekleşti. Bu rakam, Türkiye’yi yatırım adedi açısından dünyada 15. sıraya taşırken, yatırım miktarında ne yazık ki 49. sıraya geriletti. Ancak bu tabloyu tamamen olumsuz okumamak gerek. Startup Centrum’un 2024 raporuna göre, yılın ilk yarısında toplam 586,8 milyon dolarlık yatırım gerçekleşti; bunlardan 10 tanesi fintech sektörüne yapıldı. Ayrıca, fintech işlem hacmi açısından en büyük 10 yatırımın 3’ünde yer aldı. Bu da sektörün hâlâ yatırımcı radarında olduğunu gösteriyor.

Özetle, Türkiye fintech yatırımlarında kısa vadeli dalgalanmalar yaşasa da; yapısal reformlar, küresel açılımlar ve teknoloji odaklı büyüme stratejileriyle birlikte önümüzdeki dönemde yeniden yatırımcı radarına girebilecek güçlü bir konumda. Yatırımcının aradığı şey kâr değil; sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve vizyoner bir yapı. Bu yapıyı kurmak da bizim elimizde.

Türkiye’de fintech ekosisiteminin gelişimi için atılması gereken adımlar neler?

Türkiye’de fintech ekosistemi hâlâ büyük bir potansiyele sahip ama bu potansiyel artık yeni girişimler kurmakla değil, mevcut girişimleri global oyunculara dönüştürmekle ortaya çıkacak. Sorun fikir bulmak değil, bu fikirlerin sınır ötesine geçebilen yapılara dönüşememesi.

Burada en kritik ihtiyaçlardan biri “deneyebilme özgürlüğü.” Türkiye’de hâlâ inovasyon, regülasyondan sonra geliyor. Oysa sandbox ortamları gibi yapılarla fintech girişimlerine ürünlerini piyasaya çıkarmadan önce deneme alanı sağlanmalı. İstanbul Finans Merkezi gibi stratejik bölgeler bu konuda büyük fırsat.

Ayrıca fintech’in rolü artık sadece kullanıcıya ürün sunmak değil; diğer şirketlere altyapı sağlamak olmalı. Dünyadaki en başarılı örnekler API ekonomisi ve servis bankacılığı gibi alanlarda sessiz ama güçlü sistemler kuran şirketler. Türkiye’deki girişimlerin de bu yöne evrilmesi gerekiyor. İnsan kaynağı da bir başka önemli konu. Fintech hibrit bir alan; teknoloji kadar finans bilgisini de gerektiriyor. Bu nedenle özel eğitim programları, Ar-Ge teşvikleri ve teknopark destekleriyle bu zihinsel altyapıyı büyütmemiz şart.

Kısacası artık iç pazara yönelik değil, globalde ölçeklenebilir çözümler üretmeliyiz. Türkiye’nin yalnızca teknolojiyi kullanan değil, teknolojiye yön veren bir ülke olabileceğine önce biz inanmalıyız.