Osman Çalışkan: Global başarı hikayeleri yazacak girişimlerin yanındayız


H2O INVESTMENT Yönetim Kurulu Başkanı Osman Çalışkan

  • H2O Investment’ın yatırım yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?

H2O Investment’ı klasik anlamda bir fon yapısından ziyade, kendi sermayesiyle erken aşama girişimlere yatırım yapan, sermayenin yanında tecrübe, network ve stratejik destek sunan bir yatırım platformu olarak tanımlıyorum.

  • Fon yapınız ve yatırım modeliniz sizi diğer yatırımcı yapılardan nasıl ayrıştırıyor?

Bizim en temel farkımız, başkalarının parasını yöneten bir fon olmamamız. H2O Investment olarak yatırımlarımızı kendi öz kaynaklarımızla yapıyoruz. Bu durum bize hem daha esnek hem de daha uzun vadeli düşünebilme imkânı veriyor. Kısa vadeli fon baskısı, belirli sürelerde çıkış zorunluluğu veya yatırımcı raporlama baskısı yerine, girişimin gerçek potansiyeline, kurucu ekibin kalitesine ve iş modelinin sürdürülebilirliğine odaklanabiliyoruz.

H2O Investment’ın önemli farklarından biri de bir veya birkaç kişinin tecrübelerinden ibaret olmayan, ortaklarımızın tamamının iş dünyasındaki birikiminden güç alan bir yapı olmasıdır. Benim dışımda 13 ortağımız daha bulunuyor. Bu ortaklarımızın her biri farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere, ciddi ticari tecrübelere ve güçlü iş ağlarına sahip. Toplamda baktığımızda ortaklarımızın farklı sektörlerde faaliyet gösteren 200’den fazla şirketi bulunuyor.

Bu da H2O Investment’a sadece finansal sermaye değil; çok güçlü bir saha bilgisi, sektör tecrübesi ve ticari network kazandırıyor. Bir girişim H2O Investment portföyüne girdiğinde aslında sadece bir yatırımcıyla değil; farklı sektörlerden gelen çok uzun yıllara sair deneyimli iş insanlarının oluşturduğu geniş bir akılla temas etmiş oluyor.

Ben hayatım boyunca farklı sektörlerde girişimcilik yaptım. Tekstil, elektronik, güvenlik sistemleri, yazılım, inşaat ve teknoloji alanlarında hem başarılı hem de öğretici tecrübelerim oldu. Bu nedenle H2O Investment’ın yatırım yaklaşımında, sadece finansal getiri değil; işin sahadaki gerçekliği, satış kabiliyeti, nakit akışı disiplini ve girişimcinin karakteri de çok belirleyici oluyor.

Biz bir girişime yatırım yaptığımızda sadece sermaye koymuş olmuyoruz. Girişimciye şirketleşme, ortaklık yapısı, finansal planlama, satış stratejisi, kurumsallaşma, yatırımcı ilişkileri ve gerektiğinde hukuki-mali yapılanma konularında da destek oluyoruz. Bu yönüyle kendimizi, pasif bir finansal yatırımcıdan ziyade, girişimcinin yanında duran stratejik bir ortak olarak görüyoruz.

  • Yatırım karar süreçlerinizde hangi metrikler belirleyici oluyor? Özellikle erken aşama girişimlerde belirsizliği nasıl yönetiyorsunuz?

Bizim için ilk aşamada üç temel konu öne çıkıyor; ekip, problem ve pazar.

Erken aşama yatırımlarda klasik finansal metrikler tek başına yeterli olmaz. Çünkü çoğu girişimin henüz güçlü bir ciro geçmişi, kârlılık verisi veya olgunlaşmış finansal tabloları bulunmuyor. Bu nedenle bizim için ilk aşamada üç temel konu öne çıkıyor; ekip, problem ve pazar.

Öncelikle kurucu ekibe, özellikle de lider girişimciye bakıyoruz. Erken aşamada ürün, gelir modeli veya pazar doğrulaması henüz tam olgunlaşmamış olabilir. Bu nedenle lider girişimcinin kişiliği, ahlaki değerleri, dürüstlüğü, tutkusu, çalışma disiplini, dinleme ve öğrenme kabiliyeti bizim için çok belirleyicidir.

Girişimci gerçekten bu problemi çözmeye inanıyor mu? Zor zamanlarda pes etmeden devam edebilecek dirence sahip mi? Ortaklarıyla, ekibiyle, müşterileriyle ve tedarikçileriyle sağlıklı iletişim kurabiliyor mu? Ticarete ve paraya bakış açısı doğru mu? Sadece hızlı büyümeyi değil; sürdürülebilir ve ahlaklı bir iş kurmayı da önemsiyor mu?

Bizim için erken aşama yatırımda en büyük varlık çoğu zaman ürün değil; lider girişimcinin bizatihi kendisidir. İyi bir lider girişimci fikri sürekli geliştirir, ekibi bir arada tutar, müşteriyi dinler, hatalarından dersler çıkarır ve kriz dönemlerinde şirketi ayakta tutar. Bu yüzden girişimcinin karakteri, güvenilirliği ve insan ilişkileri yatırım kararımızda en az iş modeli kadar önemlidir.

İkinci olarak çözülen problemin gerçekliğine bakıyoruz. Girişimin çözmeye çalıştığı sorun gerçekten var mı? Müşteri bu sorunu çözmek için para ödemeye razı mı? Ürün güzel görünebilir, teknoloji etkileyici olabilir; fakat pazarda karşılığı yoksa yatırım açısından risk artar.

Üçüncü olarak pazar büyüklüğü ve ölçeklenebilirlik önemli. Türkiye’de başlayıp global pazarlara açılabilecek mi? İş modeli sadece birkaç müşteriye özel proje mantığında mı kalacak, yoksa tekrarlanabilir ve ölçeklenebilir bir yapıya dönüşebilecek mi?

Belirsizlikleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Zaten erken aşama yatırımın doğasında belirsizlik vardır. Biz bu belirsizliği azaltmak için aşamalı yatırım, yakın takip, düzenli raporlama, aşama bazlı ilerleme ve girişimciyle sürekli iletişim yöntemlerini kullanıyoruz. Girişimciyi sürekli dinlemek, iletişimde kalmak bizim için çok önemlidir.

Belirsizlikleri yönetirken yatırım sonrası takip modelimiz de önemli rol oynuyor.

Her girişim için sorumlu bir takip komitesi oluşturuyoruz. Bu komite girişimciyle düzenli olarak görüşüyor, gelişmeleri takip ediyor, hedeflerle gerçekleşmeleri karşılaştırıyor ve gerektiğinde girişimciye yol gösteriyor.

Erken aşama yatırımda her şeyi en baştan öngörmek mümkün değildir. Bu nedenle bizim için yatırım kararından sonraki takip süreci de yatırım kararı kadar önemlidir. Doğru takip edilirse birçok risk erken fark edilir, birçok hata büyümeden düzeltilebilir.

Biz girişimciliği sadece bir şirket kurma faaliyeti olarak görmüyoruz. Girişimcilik, problem çözme iradesidir. Yatırımcılık da bu iradeye ortak olmaktır. H2O Investment ile yapmak istediğimiz şey, doğru girişimcilerin yanında durmak; onların yolculuğuna sermaye kadar tecrübe, güven, network ve stratejik akıl da katabilmektir.

Türkiye’de çok güçlü bir girişimci potansiyeli var. Bu potansiyelin doğru sermaye, doğru mentörlük, doğru regülasyon ve doğru global vizyonla birleşmesi halinde çok daha büyük başarı hikâyeleri çıkacağına inanıyoruz.

Benim açımdan en önemli göstergelerden biri de şudur: Girişimci karşılaştığı problemi saklıyor mu, yoksa açıkça paylaşıp çözüm arıyor mu? Çünkü erken aşamada şeffaflık ve güven, finansal metriklerden çok daha değerlidir.

  • Fintech ve teknoloji girişimlerine bakış açınız nedir? Bu alanda yatırım yaparken sizi en çok heyecanlandıran iş modelleri hangileri?

Fintech bizim özellikle ilgilendiğimiz alanlardan biri. Çünkü finansal teknolojiler sadece bankacılığı veya ödeme sistemlerini dönüştürmüyor; ticaretin, KOBİ’lerin, ihracatın, nakit yönetiminin ve hatta bireysel kullanıcı alışkanlıklarının tamamını etkiliyor.

Ben fintech’i yalnızca “ödeme almak” veya “para transferi yapmak” olarak görmüyorum. Asıl değer, finansal süreçleri daha verimli, daha erişilebilir, daha güvenli ve daha ölçülebilir hale getiren modellerde ortaya çıkıyor.

Özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimi, tahsilat yönetimi, açık bankacılık, alternatif kredi skorlama, B2B ödeme çözümleri, nakit akışı yönetimi, dijital cüzdanlar, regülasyon teknolojileri ve finansal veri analitiği gibi alanları çok önemli buluyorum.

Beni en çok heyecanlandıran iş modelleri, gerçek bir verimsizliği ortadan kaldıran ve müşterinin hayatında ölçülebilir bir fayda oluşturan modeller. Örneğin bir işletmenin tahsilat süresini kısaltan, finansal risklerini daha iyi görmesini sağlayan veya manuel yürüyen bir süreci otomatikleştiren çözümler yatırım açısından daha anlamlı hale geliyor.

Teknoloji tarafında ise yapay zekâ, bilgisayarlı görü, SaaS çözümleri, kurumsal otomasyon, siber güvenlik, dikey entegrasyon yazılımları ve veri odaklı iş modelleri ilgimizi çekiyor. Ancak burada da sadece teknolojinin kendisine değil; teknolojinin hangi ticari probleme çözüm ürettiğine bakıyoruz.

Bizim için iyi teknoloji, satılabilen ve müşteriye net fayda sağlayan teknolojidir.

  • Portföyünüzde yer alan girişimlere baktığınızda, başarıyı belirleyen ortak dinamikler nelerdir? Hangi özellikler girişimleri bir adım öne çıkarıyor?

Portföyümüzdeki girişimlere baktığımda başarılı olanların birkaç ortak özelliği olduğunu görüyorum. Birincisi, lider girişimcinin karakteri ve dayanıklılığı. Girişimcilik dışarıdan bakıldığında heyecan verici görünür ama gerçekte çok yoğun emek, sabır ve kriz yönetimi gerektirir. Başarılı girişimciler, ilk zorlukta motivasyonunu kaybetmeyen, hatalarından hızlı öğrenen ve gerektiğinde yön değiştirebilen kişiler oluyor.

Bunun yanında dürüstlük, ahlaki değerler, sözüne sadakat, ortaklarıyla ve ekibiyle kurduğu ilişki, müşteriye ve tedarikçiye yaklaşımı da çok belirleyici. Çünkü bir girişim sadece fikirden veya yazılımdan ibaret değildir. O girişimin arkasında bir insan, bir ekip, bir ticari anlayış ve bir değer sistemi vardır. Bu yapı sağlıklı değilse, en iyi fikirler bile uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir.

İkinci önemli özellik satış kabiliyeti. Türkiye’de çok iyi teknik ekipler ve çok iyi ürünler çıkıyor; fakat satış ve pazarlama tarafı zayıf kaldığında girişim ölçeklenemiyor. Bir girişimin ürün geliştirmesi kadar, müşteriyi anlaması, doğru fiyatlama yapması, satış kanalı kurması ve gelir modelini netleştirmesi de kritik.

Üçüncü olarak finansal disiplin çok önemli. Erken aşama girişimlerde kaynaklar sınırlıdır. Bu nedenle girişimin ne kadar para harcadığı, bu harcamanın hangi sonuca hizmet ettiği, nakit akışını nasıl yönettiği ve yatırım parasını ne kadar verimli kullandığı başarıyı doğrudan etkiliyor.

Dördüncü özellik ise odaklanma. Bazı girişimler aynı anda çok fazla şey yapmak istiyor. Oysa erken aşamada en önemli konulardan biri, en güçlü değer önerisine odaklanmak ve önce orada başarı üretmektir. Başarılı girişimler genellikle hangi problemi çözdüğünü, kime sattığını ve neden tercih edildiğini net bilen girişimler oluyor.

Bir diğer önemli konu da girişimcinin mentorluk ve ortak akıldan faydalanma becerisi. Bazı girişimciler yatırımcıyı sadece para kaynağı olarak görüyor. Oysa erken aşamada yatırımcının tecrübesi, network’ü ve yönlendirmesi çoğu zaman sermayeden çok daha kıymetli olabiliyor.

Bizim yapımızda girişimciler sadece benimle değil, H2O Investment’ın tüm ortaklarıyla, onların şirketleriyle ve farklı sektörlerdeki tecrübeleriyle de temas edebiliyor. Başarılı girişimciler bu imkânı iyi kullananlar oluyor. Soru sormaktan çekinmeyen, eleştiriye açık olan, farklı sektörlerden gelen tecrübeyi kendi iş modeline uyarlayabilen girişimler çok daha hızlı yol alıyor.

  • H2O Investment olarak girişimlere yalnızca finansal değil; stratejik anlamda da katkı sağladığınızı görüyoruz. Bu destek modelinizi nasıl kurguluyorsunuz?

Bizim yatırım anlayışımızda sermaye önemli ama tek başına yeterli değil. Özellikle erken aşama girişimlerde girişimcinin paradan önce veya parayla birlikte ihtiyaç duyduğu çok fazla farklı konu var.

Şirketin doğru yapılandırılması, ortaklık ilişkilerinin sağlıklı kurulması, finansal kayıtların düzgün tutulması, satış stratejisinin belirlenmesi, yatırımcı sunumunun hazırlanması, doğru ilk müşteri bağlantılarının kurulması ve gerektiğinde hukuki-mali süreçlerin yönetilmesi bunların başında geliyor.

H2O Investment olarak girişimlere bu alanlarda elimizden geldiğince katkı sağlamaya çalışıyoruz. Destek modelimiz sadece benim kişisel tecrübemle sınırlı değil. Bizim kendi iş hayatlarımızdaki edindiğimiz tecrübeler burada çok önemli rol oynuyor.

Sadece teorik olarak değil; sahada yaşanmış tecrübelerle girişimcilere destek olmaya çalışıyoruz. Çoğu zaman yaşanan problem ortaklarımızın geçmişlerinde yaşamış oldukları bir problem oluyor. Çözümü denenmiş ve ilgili kişilerle ilişkiler hazır oluyor. Deneme yanılma yok. Zaman kaybı yok. Depresyon yok.

Ortaklarımızın farklı sektörlerde faaliyet gösteren 200’den fazla şirketi bulunuyor. Bu şirketlerin sahip olduğu pazar bilgisi, müşteri ilişkileri, satış deneyimi, operasyonel tecrübe ve yönetim birikimi girişimcilerimiz için çok değerli bir kaynak oluşturuyor.

Bizim destek modelimizde en önemli konulardan biri, girişimcinin yalnız bırakılmamasıdır. H2O Investment olarak her girişim için onu yakından takip eden, gelişimini izleyen ve ihtiyaç duyduğu konularda destek veren bir takip komitesi yapısı oluşturuyoruz. Girişimcilerimiz bu komiteyle düzenli toplantılar yapıyor; hedeflerini, sorunlarını, satış süreçlerini, finansal durumlarını ve büyüme planlarını birlikte değerlendiriyor.

Bu yapı sayesinde yatırım sonrası ilişki pasif bir ortaklık olarak kalmıyor. Girişimci sadece yatırım aldıktan sonra kendi başına bırakılmıyor; belirli aralıklarla görüşülen, yol haritası takip edilen, gerektiğinde yönlendirilen ve desteklenen bir yapı oluşuyor.

Ayrıca girişimcilerimiz, ihtiyaç duydukları alanlarda H2O Investment ortaklarıyla ve onların şirketleriyle de görüşebiliyor. Bir girişim H2O Investment’tan yatırım aldığında yalnızca bir çek almıyor; farklı sektörlerde faaliyet gösteren deneyimli iş insanlarından oluşan bir yapının bilgi birikimine, network’üne ve sahadaki tecrübesine erişim imkânı da elde ediyor.

Bizim için yatırım sonrası destek, sadece belli aralıklarla rapor istemek değildir. Girişimcinin gerçekten yanında olmak, gerektiğinde ona müşteri, sektör bilgisi, yönetim tecrübesi ve stratejik akıl sunabilmektir. Başta da söylediğim gibi girişimcinin yararlanma becerisi burada yine en önemli olan husustur.

  • Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son yıllarda önemli bir büyüme kaydetti. Sizce bu büyümenin sürdürülebilirliği için hangi yapısal adımların atılması gerekiyor?

Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son yıllarda gerçekten önemli bir ivme kazandı. Teknoparklar, kuluçka merkezleri, hızlandırma programları, melek yatırımcı ağları, kamu destekleri ve özel sektör ilgisi arttı. Gençler arasında girişimcilik artık daha görünür ve daha kabul gören bir kariyer yolu haline geldi.

Ancak bu büyümenin sürdürülebilir olması için bazı yapısal adımlara ihtiyaç var. Öncelikle erken aşama finansmana erişimin güçlenmesi gerekiyor. Türkiye’de fikir aşamasından ürün-pazar uyumuna kadar olan süreçte finansmana ulaşmak hâlâ kolay değil. Bu alanda melek yatırımcılığı, girişim sermayesi fonları, kurumsal girişim sermayesi yapıları ve kamu desteklerinin daha koordineli çalışması önemli.

İkinci olarak exit mekanizmalarının gelişmesi gerekiyor. Yatırımcı için sağlıklı çıkış imkânları oluşmadığında, ekosisteme yeni sermaye girişi de sınırlı kalıyor. Büyük şirketlerin start-up satın alma kültürünün gelişmesi, halka arz alternatiflerinin daha erişilebilir hale gelmesi ve ikincil piyasa işlemlerinin derinleşmesi ekosistemi güçlendirir.

Üçüncü önemli konu regülasyonların girişim dostu şekilde sadeleşmesi. Özellikle fintech gibi regülasyona tabi alanlarda düzenleyici kurumlarla girişimciler arasında daha açık, öngörülebilir ve hızlı işleyen bir iletişim mekanizması kurulması gerekiyor.

Dördüncü olarak üniversite-sanayi-girişim iş birliği daha pratik hale gelmeli. Türkiye’de çok güçlü mühendislik ve teknik kabiliyet var. Ancak akademik bilgi ile ticari ürünleşme arasında hâlâ mesafe bulunuyor. Bu köprüyü daha güçlü kurabilirsek, Türkiye’den çok daha fazla global teknoloji şirketi çıkabilir.

Bunlara ek olarak, iş insanlarının ve sanayicilerin girişimcilik ekosistemine daha fazla dâhil olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de ciddi bir ticaret, üretim ve sanayi tecrübesi var. Bu tecrübe erken aşama girişimlerle daha fazla buluşursa, girişimler sadece teknoloji geliştiren yapılar olarak kalmaz; gerçek müşteriyle, gerçek pazarla ve gerçek iş süreçleriyle daha erken temas eder.

H2O Investment olarak bizim modelimizde de bu anlayış var. Farklı sektörlerden gelen ortaklarımızın ve onların dostlarının tecrübesini girişimlerle buluşturmaya çalışıyoruz. Bence Türkiye ekosisteminin sürdürülebilir büyümesi için finansal sermaye kadar, ticari tecrübenin de girişimcilere aktarılması gerekiyor.

  • Global ölçekte yatırım fırsatlarını değerlendirirken Türkiye’den çıkan girişimlerin rekabet gücünü nasıl konumlandırıyorsunuz?

Türkiye’den çıkan girişimlerin ciddi bir rekabet gücü olduğuna inanıyorum. Özellikle mühendislik kalitesi, genç nüfus, zor ve değişken şartlarda iş yapabilme kabiliyeti ve maliyet avantajı Türkiye’yi önemli bir girişim merkezi haline getiriyor.

Türk girişimcilerinin en güçlü taraflarından biri, sınırlı kaynaklarla çözüm üretebilme becerisi. Bizler ve gençlerimiz sürekli değişken şartların var olduğu sosyal ve ekonomik çevre ve bunun getirdiği gelişmiş ekonomilerin alışkın olmadığı zor şartlar altında yetiştik. Gelişmiş pazarlarda çok daha yüksek bütçelerle yapılabilecek işler Türkiye’de daha düşük maliyetlerle geliştirilebiliyor. Bu da özellikle yazılım, SaaS, yapay zekâ, oyun, finansal teknolojiler, siber güvenlik ve dikey teknoloji çözümlerinde ciddi bir avantaj sağlıyor.

Ancak global rekabet için sadece iyi ürün geliştirmek yeterli değil. Girişimlerin daha ilk günden global pazarı düşünmesi gerekiyor. Ürün dili, müşteri destek yapısı, fiyatlama modeli, satış kanalları, veri güvenliği, regülasyon uyumu ve yatırımcı iletişimi global standartlara göre kurgulanmalı.

Girişimci kendisini en başta bu çevreye göre geliştirmeli, iyi iletişim kurabilecek seviyede yabancı dile sahip olmak, ilgili alandaki uluslararası kavramlara hâkim olmak, gerekli literatür bilgisine sahip olmak gibi konular çok önemli. Özellikle günümüzde girişimcinin en az ürünü için yaptığı çalışma kadar kendisini de geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye’deki bazı girişimler çok iyi teknoloji geliştiriyor ama pazarlama, marka, global satış ve yatırımcı ilişkileri tarafında eksik kalabiliyor. Bu eksikler giderildiğinde Türkiye’den çok daha fazla unicorn, scale-up ve global niş lider çıkabileceğine inanıyorum.

Biz H2O Investment olarak girişimlere bu noktada da katkı vermeye çalışıyoruz. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren ortaklarımızın sahip olduğu pazar tecrübesi, girişimlerin ürünlerini gerçek ticari ihtiyaçlarla test etmelerine yardımcı oluyor. Girişimcilerimiz gerektiğinde bu şirketlerle görüşebiliyor, onların tecrübelerinden yararlanabiliyor ve kendi iş modellerini daha gerçekçi biçimde değerlendirebiliyor.

Ben Türkiye’nin özellikle yakın coğrafyalar, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Cumhuriyetleri açısından güçlü bir teknoloji üretim merkezi olabileceğini düşünüyorum. Doğru stratejiyle Türkiye’den çıkan girişimler sadece yerel pazara değil, bölgesel ve global pazarlara da güçlü şekilde açılabilir.

Bugünkü temkinli dönem, sağlam iş modellerini zayıf hikâyelerden ayırıyor

  • Son dönemde yatırım dünyasındaki temkinli yaklaşım girişimlerin değerlemelerini ve yatırım süreçlerini nasıl etkiliyor?

Son dönemde yatırım dünyasında daha seçici ve temkinli bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Bu sadece Türkiye’ye özgü değil, global ölçekte de böyle. Faiz oranları, likidite koşulları, jeopolitik belirsizlikler ve önceki dönemde oluşan gereksiz yüksek değerlemeler yatırımcıları daha dikkatli davranmaya yöneltti.

Bu durum girişim değerlemelerini daha gerçekçi seviyelere çekiyor. Birkaç yıl önce sadece büyüme hikâyesiyle çok yüksek değerlemeler mümkün olabiliyordu. Bugün yatırımcılar daha fazla gelir, brüt kâr marjı, müşteri edinme maliyeti, müşteri yaşam boyu değeri, nakit yakma hızı ve kârlılığa giden yol gibi metriklere bakıyor.

Bence bu kötü bir gelişme değil. Hatta uzun vadede ekosistem için daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçekçi değerleme, hem girişimci hem yatırımcı için daha sürdürülebilir bir ortaklık zemini oluşturur. Aşırı yüksek değerlemeler sonraki yatırım turlarında girişimcinin önüne problem olarak çıkabiliyor.

Benim görüşüm şu: Bugünkü temkinli dönem, sağlam iş modellerini zayıf hikâyelerden ayırıyor. Gerçek müşteri problemi çözen, gelir üreten, ölçeklenebilir ve disiplinli yönetilen girişimler için hâlâ yatırım fırsatları var.

  • Son dönemde en sağlıklı exit modelleri hangileri ve yatırımcılar bu süreçte nasıl konumlanmalı?

Exit konusu Türkiye girişimcilik ekosisteminin en kritik başlıklarından biri. Çünkü yatırımcıların ekosisteme tekrar sermaye koyabilmesi için sağlıklı çıkış mekanizmalarının çalışması gerekiyor. Exit olmazsa sermaye döngüsü zayıflıyor.

Güncel dönemde en sağlıklı exit modellerinin başında stratejik satın almalar geliyor. Büyük şirketlerin kendi dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmak, yeni teknoloji kazanmak veya yeni pazarlara girmek için girişimleri satın alması oldukça değerli bir model. Türkiye’de bu kültürün daha fazla gelişmesi gerekiyor.

İkinci olarak, belli bir olgunluğa ulaşmış girişimler için halka arz seçeneği gündeme gelebilir. Ancak halka arz her girişim için uygun değildir. Düzenli gelir, güçlü kurumsal yapı, şeffaf finansal raporlama ve sürdürülebilir büyüme gerektirir.

Üçüncü olarak ikincil satışlar, yani mevcut yatırımcıların hisselerini yeni yatırımcılara veya sonraki tur yatırımcılarına satması da sağlıklı bir exit alternatifi olabilir. Özellikle uzun vadeli fon baskısı olmayan ama portföyünde sermaye döndürmek isteyen yatırımcılar için bu yöntem önemlidir.

Yatırımcılar exit sürecinde sadece en yüksek fiyata odaklanmamalı. Girişimin devamlılığı, kurucu ekibin motivasyonu, yeni ortağın şirkete katacağı değer ve işlemin uzun vadeli etkileri de dikkate alınmalı. Bazen en sağlıklı exit, en yüksek çarpanla yapılan exit değil, girişimini güçlendiren exit’tir. Biz erken aşama yatırımcı olarak, yatırım yaparken exit ihtimalini elbette değerlendiriyoruz; fakat yatırım kararını sadece exit hayali üzerine kurmuyoruz. Önce iyi bir şirket kurulmalı. İyi şirket kurulduğunda, doğru zamanda doğru exit fırsatı zaten daha görünür hale geliyor.

  • Önümüzdeki dönemde H2O Investment’ın yatırım stratejisi nasıl olacak? Yeni sektörler, farklı coğrafyalar gündeminizde mi?

H2O Investment olarak önümüzdeki dönemde yatırım stratejimizi daha odaklı ve daha yapısal hale getirmeyi hedefliyoruz. Bugüne kadar farklı alanlarda erken aşama teknoloji girişimlerine yatırım yaptık ve önemli tecrübeler edindik.

Bundan sonraki dönemde özellikle fintech, yapay zekâ, kurumsal yazılımlar, veri analitiği, siber güvenlik, bilgisayarlı görü ve dikey SaaS çözümleri gibi alanlarda daha seçici şekilde ilerlemeyi düşünüyoruz.

Fintech tarafında özellikle KOBİ’lerin finansal süreçlerini kolaylaştıran, tahsilat ve ödeme altyapılarını iyileştiren, açık bankacılık verisini anlamlı ürüne dönüştüren ve finansal karar süreçlerini daha akıllı hale getiren modeller ilgimizi çekiyor.

Coğrafi olarak Türkiye bizim ana odağımız olmaya devam edecek. Ancak Türkiye’de kurulup global pazarlara açılma potansiyeli olan girişimlere daha fazla önem vereceğiz. Özellikle Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Cumhuriyetleri gibi Türkiye ile ticari ve kültürel bağları güçlü bölgelerde ölçeklenebilecek iş modellerini yakından takip ediyoruz.

Alternatif yatırım araçları tarafında ise girişim sermayesi yatırım ortaklığı, özel amaçlı yatırım yapıları ve nitelikli yatırımcılarla birlikte ortak yatırım modelleri gibi seçenekleri değerlendiriyoruz.

Türkiye’de erken aşama yatırımların daha kurumsal, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir yapılara kavuşması gerektiğine inanıyorum.

Burada bizim ana yaklaşımımız değişmiyor. H2O Investment’in farkı, sadece sermaye sağlayan bir yapı olmaması. Bizim arkamızda benim dışımda farklı sektörlerde faaliyet gösteren 13 ortağın, 200’den fazla şirketin ve yıllara dayanan ticari tecrübenin oluşturduğu güçlü bir iş ağı var. Bu yapı girişimciler için hem finansal hem de stratejik anlamda önemli bir kaldıraç oluşturuyor.

Bizim için temel hedef; güçlü kurucularla, gerçek problemleri çözen, teknolojiyle ölçeklenebilen ve Türkiye’den global başarı hikâyeleri çıkarabilecek girişimlerin yanında olmak. H2O Investment olarak sermayemizi, tecrübemizi ve iş dünyasındaki birikimimizi bu yönde kullanmaya devam edeceğiz.