TRAngels olarak patenti olan, ürün haline geldiğinde sadece Türkiye’ye değil; bütün dünyaya satılabilecek ve dünyanın en kritik ilk 10 problemini çözecek startupların peşindeyiz. Girişimcilere tavsiyem de bu yönde. Enerji, gıda, su, tarım gibi önümüzdeki 50 yılın en büyük problemine baksınlar ve “Ne yapacağım?” sorusunun cevabını orada arasınlar. En kritik eksikliğimiz ise sadece dikeyde uzman (specialist) olmak. Dikeyde sadece tek bir matematikçi, doktor veya mühendisin başarılı olma şansı çok az. Başarı için yatayda en az 2 ya da 3 ana konuda bilgi sahibi olan “generalist” olmak gerekiyor. Örneğin 2 sene teknoloji/matematik, 2 sene biyoteknoloji, 2 sene yapay zekâ okuyan bir girişimci dünyayı değiştirebilir.
TRANGELS Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Karayağız
- Türkiye’nin en köklü melek yatırım ağlarından biri olarak TRAngels’ın yatırım stratejilerinden bize kısaca bahseder misiniz?
TRAngels bünyesinde, tahmin edeceğiniz üzere çok farklı yaş gruplarından; 40, 50, 60 yaşlarında ve hatta artık ailelerinden melek yatırımcı olmak üzere devraldığımız, 18 yaşından itibaren ekosisteme kazandırdığımız ikinci nesil genç melek yatırımcılarımız var.
Yatırım stratejimize gelecek olursak; yapay zekâdan sağlığa, gıdadan enerjiye, batarya teknolojilerinden atık geri kazanımına, laboratuvar ortamında protein (et) ve elmas üretiminden bitki üretimine kadar pek çok alanda yatırımımız bulunuyor. Ancak tüm bu alanların genel bir ortak adı var: Biz daha çok benim de tetiklediğim bir alan olan derin teknoloji (Deep Tech) kısmına odaklanıyoruz.
TRAngels olarak patenti olan, ürün haline geldiğinde sadece Türkiye’ye değil; bütün dünyaya satılabilecek ve dünyanın en kritik ilk 10 problemini çözecek startupların peşindeyiz. Bu problemlerin başında enerji (elektrik, ısıtma ve soğutma), su, tarım-gıda ile fakirlik ve sağlık geliyor. Bunların altında beş alt madde daha var, örneğin terörizmi çözmek gibi.
Eğer enerjiniz ve suyunuz varsa, dikey/yatay tarım yaparak kendi gıdanızı sağlayabilir, çevrenizi koruyabilir ve böylece fakirliği ortadan kaldırabilirsiniz; fakirlik kalktığında ise terörizm de ortadan kalkar. Bu yerli teknolojiyle dünyaya ihracat yaparak zenginlik ve güç elde edebiliriz.
- Peki derin teknoloji girişimlerini nasıl seçiyorsunuz ve süreç nasıl işliyor?
Günümüzde pek çok üniversitenin teknoloji transfer ofisleri (TTO) veya şirketlerin startup seçme, değerlendirme çalışmaları var; bu çalışmalar oldukça moda oldu. Onlar girişimleri seçip hazırlıyor ve bizi de jüri olarak davet ediyorlar. Ancak ben gitmeden önce mutlaka “İçeride derin teknoloji var mı?” diye soruyorum. Çünkü seçtiğimiz her girişimin ana temelinde bu derin teknoloji kavramının olması gerekiyor. Derin teknoloji girişimi demek, patentinin ve kökünün bizde olması demektir. Geliştirilen bir enerji teknolojisinin patentleri sayesinde, ürünü hem araba egzozunda hem jeotermal sıcak suda hem de çatıdaki sıcak su panellerinde kullanabilmelisiniz. Kökü sizde olan bir ağaç gibi, ihtiyaca göre değiştirilebilir ve dönüştürülebilir bir yapıdan bahsediyorum.
TRAngels portföyündeki derin teknoloji girişimleri
- Portföyünüzdeki derin teknoloji girişimlerinden somut örnekler verebilir misiniz?
Tabii, çok güzel örnekler var. Örneğin Ankara’daki girişimimiz BİFTEK, laboratuvar ortamında hücre çoğaltarak ucuz protein ve et üretimi üzerine çalışıyor. Bu girişimin büyümesi için Türkiye’de kimsenin çalışmadığı biyo-reaktör veya biyo-printer startuplarına ihtiyacımız var. Biz de üniversitelerle görüşüp bu alanda çalışan teknoloji firmalarını ya da girişimci adayı öğrencileri bulmaya çalışıyoruz.
Bir diğer Ankara girişimi olan Laska ise 6 yıldır dünyanın devasa bir problemi olan atık araba lastikleri üzerine çözümler üretiyor. Laska’nın kurucusu Onur Güdü, 8-10 yıl laboratuvarda çalışarak özel bir solüsyon formülüyle, lastik parçalarını yanmadan 800 derece yüksek basınçlı kazanlarda eritmeyi ve moleküllerine ayrıştırmayı başardı.
Lastiğin içindeki yağ ve siyah karbon (karbon siyahı) ayrıştırılıyor. Karbondan arındırılmış bu yağı yaktığınızda temiz enerji elde ediyorsunuz. Daha da önemlisi, her yerde kullanılan ve Türkiye’nin yılda 500 milyon dolar ithal ettiği “karbon siyahı” elementini elde ediyorsunuz. Laska, yüzde 99.999 oranında bir ileri dönüşümle ekonomiye temiz enerji, kıymetli ham madde ve çelik kazandırıyor.
Melek yatırımcılar “işin bir parçası olmak” da istiyor
Erken aşama denince herkes 3-4 yıllık projeleri anlar ama derin teknolojide süreç 7 ila 10 yıl sürer. Bana 10 sene önce derin teknolojiyi söyleseydiniz ve 10 sene sürecek deseydiniz bu işlere girmezdim. Portföyümüzdeki projelerin çoğu 7 senelik. Melek yatırımcı ilk 2 senede para koyup 5 senedir bekliyor; belki 5 bin dolar koydu, dolar bazında 10 katını alacak.
Ama aslında onun asıl amacı artık o 50 bin doları almak değil; “Böyle bir şeyi biz yaptık, biz başardık” diyerek anılmak, o gururu yaşamaktır. Çünkü melek yatırımcılıkta en önemli husus para değil; o işin bir parçası olmaktır. Biz bu girişimleri yarın öbür gün büyük yurt dışı fonlarına devrettiğimizde, televizyonda multimilyar dolarlık olan o girişimcinin “Biz TR Angels meleklerinin de sayesinde buralara geldik” demesini duymak istiyoruz.
Biz Laska’yı seçerken bu karbon siyahından, elmastan daha sağlam, kuruşun geçirmez gömleklerde veya uzay araçlarında, esnek bilgisayar ekranlarında, elektrikli arabalarda kullanılabilen “grafen” maddesine giden argenin peşindeydik. Bir parmak kalınlığındaki grafen halatın içinden saatte 1 km hızla giden bir Boeing uçağı bile geçemez, o kadar sağlam bir yapıdır.
Gebze’deki Appsilon girişimimiz 6-7 yıldır küçük bir masa boyutunda bir reaktörde yüksek elektrik vererek, karbon nitrojenden 20 günde, doğada 1 milyon yılda oluşan elması üretiyor. Dağları delmeden, kamyonlarla toprak taşımadan elmas üretebiliyorsunuz.
Enerji projelerimizde üretimin ardından en büyük dert enerjiyi saklamaktır, yani bataryadır. Bu alanda iki batarya girişimimiz var. Biri Kayseri’deki Batron; askeri seviyede güvenlikli yüksek voltajlı batarya yönetim sistemleri (BMS) yapıyor ve lityum-iyon batarya kullanıyor, bu hızlı şarj için çok kritik bir derin teknolojidir. Ancak lityumda Çin’e bağımlı kalmak istemediğimiz için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ndeki ikinci girişimimiz olan Salty Energy devreye giriyor. İki bilim insanımız dünyada henüz ticarileşmemiş olan sodyum-iyon (tuzdan pil hücresi) teknolojisini başardı ve dünyada bunu üreten 4. ülke konumundayız.
Standart kodlarda parmak pil boyutundaki bu tuzdan pili, inşallah bu sene sonunda seri üretime geçireceğiz. Patenti bizde olan bu derin teknolojiyi hem Türkiye’de kullanacağız hem de dünyaya ihraç edeceğiz.
Tek amacımız dünyaya Türk teknolojisini satmak
- Türkiye’deki yatırım kültürünü ve melek yatırımcılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz de bunu son 15 yılda beyaz yakalı kökenimizden gelerek yaşayarak öğrendik. İlk girişimim olan TÜRKEP’te kayıtlı e-posta, e-imza ve kağıtsız bankacılık üzerine çalışırken yatırımcıdan yatırım aldık. Ancak 4 sene sonra fark ettik ki aslında birbirimizi hiç anlamamışız; yatırımcı bir girişime ortak olduğunu değil, onu satın aldığını düşünüp yüzde 51’i alınca “Burası benim firmam” diyordu.
Türkiye’de Ar-Ge ve Ür-Ge yaparak bir ürünü sıfırdan çıkarıp satmak kültürü ne yazık ki pek bilinmiyor. Bütün teknolojileri hazır alıyoruz. Yatırımcıya “Derin teknolojiyle önce Ar-Ge, sonra Ür-Ge yapacağız, 7-10 sene sonra seri üretime geçeceğiz” dediğinizde kaçıyorlar. Oysa patent sizde değilse o ürün bir sene sonra kopyalanır veya pazarda kâr marjını kaybeder.
Biz TR Angels olarak fonları derin teknoloji kavramına, geleceğin teknolojilerine ve patent kovalamaya alıştırmaya çalışıyoruz. Bu doğrultuda çok ciddi uğraşlar sonucunda Ziraat Bankası bünyesinde kurulan ikinci fonumuz olan Derin Teknoloji Fonu GSYF’yi hayata geçirdik. Erken aşamadaki melek ağlarındaki projeleri alıp bu fonla scale-up seviyesine getirmeyi amaçlıyoruz.
Tek amacımız dünyaya Türk teknolojisini satmak, üretimin ve altyapının Türkiye’de kalmasını istiyoruz. Girişimlere, yurt dışından yatırım alınsa bile kontrolün (yüzde 51’in) verilmemesini öğretmeye çalışıyoruz.
Girişimcinin günde 25 saat işini düşünmesi, bir 25 saat de çalışması gerekir
- Erken aşama ve derin teknoloji girişimlerinde başarılı girişimcileri diğerlerinden ayıran en kritik özellikler, aldığınız sinyaller nelerdir?
Teknoloji çok iyi olmalı ama en önemlisi girişimcinin kendisidir. Birincisi, bu teknoloji girişimci için bir hayat memat meselesi, bir adanmışlık olmalı. Girişimcinin günde 25 saat işini düşünmesi, bir 25 saat de çalışması gerekir.
İkinci kriter, fikir sabit olmamaktır. Dünyadaki başarılı startupların hiçbiri başladıkları projeyle başarılı olmamıştır; yolda teknoloji değişmek zorundadır. Biz buna “müşteri odaklı” değil; “Customer Defined Product” (Müşteri Tanımlı Ürün) diyoruz. Müşteri hazır olduğunda yeni yatırımcı bulmak ve yatırımcı seçmek çok kolaylaşır.
Örneğin RePG firmamızdan Hasan Bey, havadan su üretiyor, elektrik üretiyor, ısıtma-soğutma yapıyor. Müşteri gelip “Bunu jeotermalde kullanamaz mıyız?” dediğinde “Hayır” derse biter. Ama “Kullanabiliriz” dediğinde ve müşteri 2 milyon dolarlık siparişle geldiğinde hem teknoloji hem sipariş elinizde olur.
Üçüncü ve en büyük problem ise “çıkar üretebilmek” ve çıkar çatışmalarını yönetebilmektir. Girişimciye de yatırımcıya da üniversiteden en erken aşamadaki teknik adama kadar herkesin süreç boyunca hakkını, kazancını ve edindiği tecrübeyi koruyup kollayarak paylaşmayı öğretmemiz gerekiyor.
Elektrifikasyon önümüzdeki yüzyıla damga vuracak
- Girişimleri seçerken dünyadaki gidişatı nasıl okuyorsunuz? Yolun başındaki girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Dünyanın teknolojik olarak net bir rotası var, o da “Elektrifikasyon” (Electrification). Tarihteki endüstrileşme (motorun bulunması) ve son 60-70 yıldaki dijitalleşmenin (internet) birleşmiş halidir bu ve önümüzdeki 100-200 yıla damga vuracak. Yakmadan, karbon (gaz veya petrol) harcamadan yeni bir ekonomik altyapı kuruluyor. İki tekerlekli elektrikli skuterların cantının içindeki küçücük motor ve tabanındaki batarya insanı taşıyabiliyor. Bu motoru çamaşır makinesine koyduğunuzda mikrodalga fırın boyutunda, 50-100 dolara çamaşır makinesi üretebiliyorsunuz ya da son dönemde Çinlilerin yaptığı gibi küçük 4 tekerlekli arabalara koyup düşük maliyetli elektrikli araba yapabiliyorsunuz.
Girişimcilere tavsiyeme gelirsek; internete girip önümüzdeki 50 yılın en büyük 10 problemine baksınlar (enerji, su, tarım vb.) ve “Ne yapacağım?” sorusunun cevabını orada arasınlar. En kritik eksikliğimiz ise sadece dikeyde uzman (specialist) olmak. Dikeyde sadece tek bir matematikçi, doktor veya mühendisin başarılı olma şansı çok az.
Başarı için yatayda en az 2 ya da 3 ana konuda bilgi sahibi olan “Generalist” olmak gerekiyor. Örneğin 2 sene teknoloji/matematik, 2 sene biyoteknoloji, 2 sene yapay zekâ okuyan bir girişimci dünyayı değiştirebilir. Sadece ilaç konuşan bir doktoru yatırımcı anlamaz; yanına yapay zekâyı, büyük veriyi ve pazarlamayı alıp “Biz insan DNA’sının büyük verisini inceleyen algoritmayla kanseri yüzde 51 çözen kişi bazlı hap üretiyoruz” derse işte o zaman yatırımcıyı bulur.
Yerli ve milli teknolojilerle dünyaya ürün satan bir ekosistem oluşturuyoruz
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye girişimcilik ekosistemine dair beklentileriniz nelerdir ve TR Angels bu gelecekte nasıl bir rol üstlenecek?
Amacımıza çok yakınız. TR Angels’ın 12. yılına geleceğimiz 2027 yılında, baştan beri desteklediğimiz Adastec, RePG, Salty ve Nanomik gibi girişimlerimizin büyük ihtimalle Türkiye’den çıkmış derin teknoloji odaklı multimilyar dolarlık unicornlar olduğunu göreceğiz. Yerli ve milli teknolojilerle dünyaya ürün satan bir ekosistem oluşturma hedefimizin ilk katmanını böylece kanıtlayacağız.
İkinci hedefimiz ise bu başarı modellerini Afrika, Arap ve Türkiye bölgesine yayarak melek yatırımcıları çoğaltmak ve Türkiye’yi küresel bir çekim merkezi haline getirmektir. Bunun yanında elektrifikasyon dönüşümünde, 2050 ve 2100 döngüsündeki ekonomik değişimlerde daha çok yol alacağız.
Artık yavaş yavaş uzay teknolojilerine ve kuantum bilgisayarlara kayıyoruz. Enerji, uzay teknolojisi, kuantum ve yapay zeka bir araya geldiğinde dünyadaki mevcut bilgisayar ve ekonomik sistemler 10 sene içinde kalmayacak. Amacımız, bu büyük dalgayı yakalamak için hem Türkiye’deki hem de bölgedeki derin teknoloji girişimlerini toplayıp ekosisteme kazandırmaktır; inşallah bunu da başaracağız.


