Fintech dünyasında kadınların icra kurulu seviyesinde yüzde 10’un altında bir temsil oranına sahip olması, aslında sektörün kendi gelişim potansiyelini kısıtlaması anlamına geliyor. Kadınların analitik bakış açısının ve empatiyle birleşen teknolojik yeteneğinin finansın geleceği için vazgeçilmez bir değer olduğuna inanıyorum. Hızı henüz istediğimiz ölçekte olmasa da fırsat eşitliği sağlandığında kadınların sadece departmanları değil; finansal sistemlerin mimarisini de baştan sona yöneteceklerinden eminim.
PIONR CMO’su Burcu Şahiner Erdönmez
- Kurumsal dünyadan girişim ekosistemine geçiş hikâyenizive sizi fintech pazarlamasına çeken temel motivasyonu kısaca dinleyebilir miyiz?
Uzun yıllar perakendeden dayanıklı tüketime, medyadan çok uluslu yapılara kadar farklı kurumsal mutfaklarda pazarlamanın pek çok dina- miğini deneyimleme fırsatı buldum. Kurumsal hayat, profesyonel bir zırh kuşanmak ve “Nasıl yapılır?” sorusu- na metodolojik yanıtlar bulmak için eşsiz bir okul. Ancak bir noktadan sonra bu yapılar, sınırları önceden çizilmiş, karar alma süreçlerinin bazen hantallaştığı ve yaratıcılığın sadece mevcut “kutunun” içine uyumlan- mak zorunda kaldığı bir alana dönüşebiliyor.
Pionr ekosistemine geçişimdeki temel motivasyon, bu kapalı kutuyu açıp finansal sistemin kurallarını sıfırdan yazma heyecanıydı. Kurumsal dünyada pazarlama çoğu zaman lansman sonrası devreye giren bir birimken, burada ürünün bizzat evrimine yön veren stratejik bir akıl konumunda.
Fintech, stratejilerin sabah kurgulanıp akşam sonuçlarının alındığı, bağımsız karar alabilme özgürlüğünün pazarlama diline sızdığı son derece akıcı bir oyun alanı. Burada sadece bir mesaj üretmiyoruz; kullanıcıya anında temas eden ve neyin çalışıp çalışmadı- ğını gerçek verilerle gördüğümüz yaşayan sistemler inşa ediyoruz. Beni bu sektöre çeken asıl büyü ise teknoloji, ürün ve tasarım departmanlarıyla olan o “sıfır noktası” hizalanması.
Sınırların departmanlar arasında kalmadığı, API-first mimarilerin bile kul- lanıcı deneyiminin bir parçası olarak tartışıldığı bu masada, teknoloji ekiplerini “deneyim ortağı”, ürün takımlarını ise “strateji tasarımcısı” olarak görüyoruz. Zaman zaman her şeyi yıkıp yeniden yapabilme cesaretini göstermek bizim günlük refleksimiz; bu da öğrenmenin hiç bitmediği tutkulu bir dönüşüm yolculuğu sunuyor.
- Pazarlama ve iletişim dünyasında kadın liderlerin etkisi yadsınamaz. Bir CMO olarak, fintech sektöründe kadın liderlerin sayısını yeterli buluyor musunuz?
Pazarlama ve iletişim departmanları, son 10 yılda kadın liderlerin ve lider adaylarının kendi hikâyelerini en güçlü şekilde yazdığı, vizyonlarını somutlaştırdıkları birer kaleye dönüştü. Benim de profesyonel motivasyonum, bu dengeyi sadece korumak değil, kadın meslektaşlarım için yeni fırsat alanları açarak bu ekosistemi zenginleştirmek oldu.
Ancak madalyonun diğer yüzü, yani teknolojinin mutfağı, hâlâ beklediğimiz o büyük dönüşümün eşiğinde. Asıl problem, sistemin “omurga” kısmında gizli. Bugün teknoloji üreten ve doğrudan karar verici pozisyonunda oturan kadın liderlerin sayısı küresel ölçekte maalesef yetersiz; fintech dünyasında kadınların icra kurulu seviyesinde yüzde 10’un altında bir temsil oranına sahip olması, aslında sektörün kendi gelişim potansiyelini kısıtlaması anlamına geliyor.
Bu durumu sadece bir fırsat eşitliği meselesi olarak değil, bir performans kaldıracı olarak görmeliyiz; çünkü araştırmalar icra kurullarındaki cinsiyet çeşitliliğinin finansal başarıyla doğrudan bir korelasyonu olduğunu net bir şekilde kanıtlıyor. Kadınların analitik bakış açısının ve empatiyle birleşen teknolojik yeteneğinin finansın geleceği için vazgeçilmez bir değer olduğuna inanıyorum.
Hızı henüz istediğimiz ölçekte olmasa da fırsat eşitliği sağlandığında kadınların sadece departmanları değil, finansal sistemlerin mimarisini de baştan sona yöneteceklerinden eminim.
Kadın ve erkek çalışan sayımızda denge var
- Pionr çatısı altındaki girişimlerde kadın çalışan istihdamı ve yönetim kademelerindeki kadın temsili hakkında bilgi verebilir misiniz? Özellikle teknoloji ve yaratıcı ekiplerde cinsiyet dengesini sağlamak adına nasıl bir kültür benimsiyorsunuz?
Tüm girişimlerimizde aslında bu konuyu bir “denge arayışı” olarak görüyoruz. Bir önceki so- ruda da konuştuğumuz gibi, o teknoloji mutfa- ğındaki eksikliğin farkındayız ve tüm ekibimize bu vizyonun geçmesi için çaba sarf ediyoruz.
Şu an Pionr ailesine baktığımızda kadın ve erkek çalışan sayısının yaklaşık yarı yarıya oldu- ğu, oldukça dengeli bir tablo görüyoruz. Bizim için bu sadece rakamsal bir hedefi yakalama çabası ya da pozitif ayrımcılık değil; kadınların analitik derinliğinin ve çözüm üretme biçiminin her alanda yarattığı o yüksek kaldıraca olan samimi inancımız. Bu yüzden tüm yapı- lanmamızı, her arkadaşımızın kendi potansi- yelini en özgür ve çevik şekilde ortaya koyabi- leceği kapsayıcı bir kültür üzerine inşa etmeye devam ediyoruz.
- Bir “Venture Builder” yapısında, birbirinden farklı hedef kitlelere sahip markaları aynı anda büyütmenin ve yönetmenin dinamikleri neler?
Venture Builder yapısında farklı markaları büyütmek, aslında birbiriyle konuşan pek çok işi aynı anda düşünebilmeyi gerektiren zorlu ama heyecan verici bir yolculuk. Pionr olarak ilk yıllarımızda daha geniş segmentlere ulaşmaya çalışırken, bugün artık çok daha odaklı bir B2B Sistem Kurucu kimliğine büründük. Bu stratejinin kalbinde tekil ürün başarısından ziyade, birbirini besleyen bütünsel bir ekosistem yatıyor.
Tahsildar ile KOBİ’lerin ve büyük ölçekli şirketlerin online tahsilat ve ödeme orkestrasyonunu yönetirken, Teda ile bu yapıların tedarik zinciri ödemelerini de denkleme dahil ediyoruz. Mark ise daha küçük ölçekli işletmelerin lisans yükü olmadan POS çözümlerine erişmesini sağlayarak ekosistemimizi tabana yayıyor.
Mikro ekiplerle görece ölçekli bütçeleri yönetmek ve bir yandan mevcut işi büyütürken diğer yandan mutfakta yepyeni bir girişimi inşa etmek ciddi bir odak ve kaynak yönetimi disiplini istiyor. Ancak tüm bu parçalar birleştiğinde; müşterinin bir noktada başlayan finansal yolculuğu, diğer çözümlerimizle kesintisiz bir deneyime dönüşüyor. 2026 vizyonumuzda bu yapıyı daha da derinleştirerek, ticaretin finansal omurgasını baştan sona tasarlayan bir mimariyle “Sistem Kurucu” rolümüzü pekiştirmeye devam edeceğiz.
Pazarlamayı sadece bir ürün anlatımı değil uçtan uca bir “dönüşüm tasarımı” olarak ele alıyoruz
- Finans dünyasına “yaratıcılık” katmak, kullanıcı deneyimini ve marka sadakatini nasıl etkiliyor?
Finans dünyası doğası gereği oldukça rasyonel ve teknik ağırlıklı bir alan; bu da iletişimin zaman zaman kullanıcı nezdinde mesafeli kalmasına neden olabiliyor. Ancak biz Pionr’da pazarlamayı sadece bir ürün anlatımı değil; uçtan uca bir “dönüşüm tasarımı” olarak ele alıyoruz.
Yaratıcılık burada bizim için sadece estetik bir dokunuş değil; teknik yapıları kullanıcı için daha sıcak, rehberlik eden ve anlamlı bir dünyaya taşıyan stratejik bir köprü. Bizim perspektifimizde, bu yaratıcı ve bütünsel bakış açısının gerçek bir deneyime dönüştüğü o stratejik durakları şöyle özetleyebilirim:
· Anlatmaktan Ziyade Yaşatmak: Teknolojinin sadece “ne yaptığına” değil, kullanıcının hayatında “neyi kolaylaştırdığına” odaklandığımızda, mesafeli teknik mesajlar yerini güven veren bir yol arkadaşlığına bırakıyor. Detayları analiz eden ve her adımı sorgulayan bilinçli B2B müşteri profili karşısında teknik anlatıyı sadeleştirip içeriği stratejik bir araç olarak konumlandırmak, en iyi teknolojiyi bile görünür kılmak için artık bir zorunluluk.
· Rollerin Sesine Kulak Vermek: “Tek ekran herkese” yaklaşımı yerine her kullanıcının kendi hikayesine odaklanıyoruz. Bayi yöneticisinden finans uzmanına kadar her role özel kurguladığımız sade ve sezgisel arayüzler, kullanıcıyla sadece fonksiyonel değil, duygusal bir bağ kurmamızı da sağlıyor.
· Güveni Bir “Mimari” Gibi İnşa Etmek: B2B dünyasında karar vericiler sadece bir ürün satın almıyor, sürdürülebilir bir yapıya güvenmek istiyorlar. Biz bu güveni; pazarlama, ürün ve satış ekiplerimizin aynı dili konuştuğu bütünsel bir yaklaşımla örüyoruz. Bu uyum sağlandığında teknoloji, markayı taşıyan güçlü bir güven sinyaline dönüşüyor.
· Veriyi Hikayeyle Birleştirmek: Veri bizim için pasif bir ölçüm aracı değil, deneyimi iyileştiren aktif bir yönlendirici. Kararlarımızı analizlere ve kullanıcı davranışlarına dayandırırken, bu rasyonel bilgiyi doğru bir hikâyeyle harmanlıyoruz. Böylece karmaşık sistemleri çok daha anlaşılır kılan ve kullanıcıyı her adımda destekleyen bir ton yakalayabiliyoruz.
- 2026 yılı vizyonunuzda Pionr ve diğer markalarınız için hangi stratejik hedefler ön planda? Özellikle MarTech ve yapay zekâ ajandanızda nasıl bir yer tutuyor?
2026 vizyonumuzun kalbinde, tekil çözümler üretmenin ötesine geçip, birbirini besleyen devasa bir B2B ekosistemi inşa etmek yer alıyor. Pionr olarak “Girişim Kurucu” kimliğimizi bir adım öteye taşıyarak; ticaretin finansal omurgasını orkestre eden bütünsel bir mimariye dönüşüyoruz.
Bu yolculukta Tahsildar ile yakaladığımız ivmeyi, yeni finteklerimiz Mark ve Teda ile derinleştirerek müşterilerimizin çapraz ihtiyaçlarını tek bir stratejik düzlemde karşılıyoruz. Buradaki temel gayretimiz, markalarımızı birbiriyle konuşan, veri alışverişi yapan ve birbirini tamamlayan yaşayan bir yapıya dönüştürmek.
Bu stratejiyi hayata geçirmek için yapay zekâ ve pazarlama teknolojilerini (MarTech) sadece birer araç olarak değil; yazılım geliştirme (development) süreçlerinden UX-UI tasarımlarına, kreatif üretimden operasyonel verimliliğe kadar işimizin her hücresine entegre ediyoruz. Ajandamızın merkezine koyduğumuz bu teknoloji katmanları sayesinde:
· Veriyi sadece depolamakla kalmıyor, tüm müşteri iletişiminin merkezine koyduğumuz akıllı karar destek mekanizmalarına dönüştürüyoruz.
· Müşterilerimizin geçmiş tercihlerini hatırlayarak her temas anında doğru dili kullanan içerikler üretiyor ve iş akışlarındaki sürtünmeyi azaltarak kolektif bir hız kazanıyoruz.
· Tekrarlayan işleri otomatize ederek ekiplerimize strateji ve yaratıcılık için çok daha geniş bir alan açıyoruz.
· Bu alandaki yatırımlarımızı her geçen gün artırırken, geleceğin sadece algoritmalardan ibaret olmadığını da çok iyi biliyoruz.
2026 trendlerinin de işaret ettiği gibi, asıl mesele teknolojiyle duygu, kimlik ve gerçek bağ kurabilmekte. Bu nedenle yapay zekâ altyapımızı; markalarımızın “DNA’sını” oluşturmak, hikâyelerimizi birer “marka evrenine” dönüştürmek ve o özlenen “gerçeklik” hissini teknolojiyle harmanlayarak sunmak için kullanıyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki en iyi teknoloji, ancak doğru anlatıldığında ve kullanıcıda gerçek bir duygu uyandırdığında o beklenen büyük dönüşümü yaratabilir.
- Türk kadın girişimci ve yöneticilerin globaldeki başarıları hakkında neler söylersiniz? Sizce beyin göçü sürüyor mu?
Türk kadın liderlerin küresel finans ve teknoloji devlerinde ulaştıkları noktaları görmek beni sadece mutlu etmiyor, aynı zamanda müthiş bir gurur veriyor. Bu tabloyu, klasik bir “beyin göçü” tartışması içerisinde değil de sınırları aşan devasa bir bilgi ve iletişim köprüsü olarak okumayı tercih ediyorum.
Türkiye’de yetişen, buranın dinamizmi ve zorluklarıyla pişen kadın liderlerin dünyanın farklı yerlerinde en üst düzey sorumlulukları üstlenmesi, aslında bizim iş yapış kalibremizin küresel ölçekte bir tescili niteliğinde.
Bu yolculukları bir kayıp olarak değil; aksine fintech ekosistemimizin gelecekteki dönüşümü için büyük bir stratejik avantaj olarak görüyorum. Farklı ülkelerin regülasyonlarını, pazar dinamiklerini ve teknolojik yaklaşımlarını yerinde deneyimleyen bu isimler, aslında paha biçilmez birer “deneyim elçisi” haline geliyorlar.
Bu kıymetli birikimlerin günün sonunda yerel ekosistemimize dönüp, kazandıkları o global vizyonla buradaki yapıları çok daha güçlü şekilde inşa edecekleri “dönüştürücü” rollerini üstlenmelerini beklemek gerçekten heyecan verici.
Kısacası, biz şu an dünyanın en nitelikli mutfaklarında, gelecekteki büyük dönüşümlerimiz için eşsiz bir liderlik havuzu oluşturuyoruz; bu yüzden konunun her zaman bu pozitif ve gurur duyulacak tarafında kalmayı seçiyorum.
Gerçek dönüşümü kendi sesini kaybetmeyen kadınlar yaratacak
- Hem kurumsal hayatta hem de start-up dünyasında tecrübesi olan bir kadın lider olarak; fintech ve pazarlama dünyasında kariyer hedefleyen genç kadınlara 8 Mart özelinde tavsiyeleriniz nelerdir?
Fintech ve teknoloji dünyasına adım atan genç kadın arkadaşlarım için en büyük dileğim; bu dinamik ve bazen sertleşen ekosistemde kendi özgün seslerini hep korumaları. Başarılı olmak için “erkekleşmek” ya da mevcut kalıplara girmek zorunda hissetmeyin; aksine, biz kadınlara özgü o derin empatiyi, detaycılığı ve çok boyutlu düşünme yeteneğini en büyük stratejik gücünüz olarak görün.
Geleceğin dünyasında artık kusursuzluktan ziyade “gerçek” olan, duygularla bağ kuran ve kendi hikâyesini samimiyetle anlatanlar fark yaratıyor. Kendi renklerimizle var olmaya devam etmek bazen yorucu olsa da bu duruşun yarattığı gerçeklik paha biçilemez.
Biz kadın liderlere düşen en önemli görev ise kapsayıcı bir kültürle sizlere yeni kapılar açmak ve her alanda kadın sesinin daha gür çıkması için dayanışmayı büyütmek. Sadece teknolojide değil, hayatın her anında daha görünür olmak ve dilimize sızan kalıpları birlikte kırmak için hepimize roller düşüyor.
Girişimcilik ve pazarlama yolunda ise işinize tutkuyla odaklanmayı, her zaman yeni olanı aramayı ve inandığınız değerlerin peşinden gitmeyi hiç bırakmayın. En büyük dileğim; cinsiyetleri değil sadece bireysel başarıları konuştuğumuz, “Kadınlar Günü “nü kutlamaya ihtiyaç duymadığımız o tamamen eşit geleceğe el ele yürümek.


