İpek Çeliksöz: Şirketi kurduğunuz gün pazarınız tüm dünya olmalı

“Globale açılmak” dediğimiz anda global, sanki sonradan aşılması gereken bir engelmiş gibi konumlanıyor. Oysa öyle değil, ilk günden itibaren global olmalıyız. Şirketi kurduğunuz gün pazarınız tüm dünya olmalı; ürünü, fiyatlamayı, hatta ilk işe alımları bile bu varsayımla yapmalısınız.


CatalystX Global Kurucusu İpek Çeliksöz

  • Kariyeriniz, Türkiye girişimcilik ekosisteminden Silikon Vadisi ve Londra’ya uzanan bir yolculuğa dönüştü. Bugün geriye baktığınızda bu yolculuğun en önemli kırılma noktaları nelerdi?

Birçok kişi bilmez ama aslında kimyagerim, hem de İTÜ’lüyüm. Kariyerime Türkiye’nin en büyük ilaç şirketlerinden biri olan Abdi İbrahim’de management trainee olarak başladım ve orada iki şeyi çok net gördüm; laboratuvarda çalışmak istemediğimi ve asıl potansiyelimin girişimcilik projelerinde olduğunu. Hızlıca bir MBA’e kaydoldum; başarı notum sayesinde kendimi San Diego State Üniversitesi’nde buldum. Sene 2014; San Diego’da bir etki girişiminde staj yaparken, gerçek bir start-up ekosistemini, o enerjiyi, o hızı, ilk kez görüyordum. İlk uyanışım oydu ve tam 12 senedir girişimcilerle çalışıyorum.

Türkiye’ye döndükten sonra da hep öncü işlerin, Türkiye’nin ‘ilk’lerinin parçası oldum; ilk coworking alanı Kolektif House, ilk banka destekli hızlandırma programı Workup ve ilk girişim sermayesi fonu 212… Asıl ikinci dönüşümüm 212’de geçirdiğim yaklaşık beş yılda oldu. Operasyondan yatırım tarafına geçtim. Bir yandan da gönüllü işler yürüttüm; başarısızlık hikâyelerinin anlatıldığı bir etkinlik serisinin İstanbul şehir koordinatörlüğünü yapmak gibi. İsmimin ekosistemde duyulur olmasında bu gönüllü işlerin de payı büyük. Yaptığım işler sayesinde önce Londra’da, sonra San Francisco’da davet edildiğim komüniteler ve network’üm şu an uluslararası seviyede; artık kendi fonumu ve projelerimi yürütüyorum.

  • Bugün girişimcilik ekosisteminde hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz? Özellikle 2026’da odağınızda bulunan çalışmalarınızdan ve yeni hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?

Bugün San Francisco merkezli CatalystX Global’in kurucusuyum. Önceliğimiz elbette diaspora girişimcileri, ama bu bir zorunluluk değil; konfor alanından çıkma cesaretini göstermiş her girişimci dealflow’umuzda. Türkiye girişimcilik ekosisteminde 12 yılda edindiğim deneyim ve çok net bir tez var: Önümüzdeki 15 yılın hikâyesi, fiziksel dünyanın yapay zekâyla yeniden inşası. Elon Musk, 2040’ta dünyada insandan çok insansı robot olacağını öngörüyor; Waymo, şimdiden haftada yaklaşık yarım milyon sürücüsüz yolculuk gerçekleştiriyor. Gartner’a göre 2028’de günlük iş kararlarının en az yüzde 15’ini yapay zekâ ajanları (AI agent) özerk olarak verecek. İşlemler giderek ajandan ajana, yani agent-to-agent (A2A) olacak. CatalystX olarak bu geleceği bugünden inşa eden kuruculara yatırım yapıyoruz.

2026-2027 dönemindeki yeni odaklarımdan biri de growth equity tarafı. Yatırımcılarım için yıllık 100 milyon doların üzerinde gelire ulaşmış, Seri B ve üzeri yatırım almış girişimlerin turuna katılma hakkı sağlıyorum. Bunu da Londra merkezli bir finans şirketiyle ortak yürütüyoruz.

Gönüllü tarafta ise Avrupa’nın en büyük girişimcilik etkinliklerinden Slush’ın Türkiye ayağı olan Istanbul Ignited by Slush’D’ye destek veriyorum; büyük global fonların ve bugünün yapay zekâsını inşa eden teknoloji şirketlerinin Türkiye’ye gelmesine ön ayak oluyorum.

  • ABD pazarına girmek isteyen Türk girişimcilere en önemli tavsiyeleriniz neler olur?

Bu biraz iş modeline göre değişiyor. B2C’de zaten lokalizasyonla doğrudan hedef pazara oynuyorsunuz. Hedefiniz kurumsal müşteriler ise daha buradayken Amerika pazarındaymış gibi satış ve pazarlama yapıp oradaki müşterilere ulaşmak, ardından da müşteri görüşmelerini orada yüz yüze yapmak önemli. Üstelik bugünkü yapay zekâ teknolojisi sayesinde 1-2 gün içinde kendi yazılımınızla satış platformunuzu inşa etmeniz ve seçtiğiniz mesajla uygun kitleye ulaşmanız mümkün; her şey otomatik, sistem üzerinden ilerliyor.

Bir girişimcinin ilk yatırımcısı kimdir? Müşterisi. Müşteri size hem zamanını hem parasını yatırır; önce onun güvenini kazanırsanız, sonrasında yatırım almanız da kolaylaşır. Hâlihazırda Amerika’daysanız ve belli başlı kuluçka merkezlerine girmeyi başardıysanız, hem müşteri kazanma hem de yatırım alma süreciniz daha da hızlanır. Benim radarımda da bu merkezlerden destek almış ya da almak isteyen, ürününü yeni geliştiren girişimciler var; onlara yol gösterebilmek, nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlatabilmek hepimizin ortak başarısı.

  • Sayısız girişimi değerlendirmiş ve farklı pazarlardaki kurucularla çalışmış bir yatırımcı olarak, başarılı girişimcileri diğerlerinden ayıran ortak özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Tek kelimeyle özetlemem gerekirse; durmadan çalışmak. Başarılı kurucular durmadan kapı çalan, her “hayır”dan sonra masaya bir kez daha oturan insanlar. Bir de dayanıklılık var. Türk girişimcisi her türlü duruma hızlıca uyum sağlayıp ayakta kalma yetisine sahip ve bizim bu kasımız gerçekten çok kuvvetli.

Yetenek tek başına yeterli değil. Angela Duckworth’ün “Grit” isimli harika bir kitabı var; azmin ve tutkunun yetenekten daha belirleyici olduğunu anlatıyor. Benim sahada gördüğüm, takip ettiğim ve beni heyecanlandıran girişimciler de tam olarak bu kişiler.

Son olarak da istikrar; her sabah kalkıp aynı hedefe odaklanarak, bıkmadan ve yorulmadan devam edebilmek. San Francisco’da tam olarak böyle bir kültür var. Bu yüzden Türk kurucuların oraya çok hızlı uyum sağladığını düşünüyor ve başarıya ulaşma şanslarını yüksek görüyorum. Bugün BillionToOne, Periodic Labs, Fal ve Ubicloud gibi başarılı Türk girişimleri bunun yalnızca birkaç örneği.

  • Türkiye’deki girişimcilerin global pazarlara açılırken sahip oldukları en büyük avantaj ve karşılaştıkları en önemli engel nedir?

Bence en büyük hatayı tam burada yapıyoruz; “Globale açılmak” dediğimiz anda global, sanki sonradan aşılması gereken bir engelmiş gibi konumlanıyor. Oysa öyle değil, ilk günden itibaren global olmalıyız. Şirketi kurduğunuz gün pazarınız tüm dünya olmalı; ürünü, fiyatlamayı, hatta ilk işe alımları bile bu varsayımla yapmalısınız. İlk hedef pazarınız hangi ülke ise henüz buradayken bile orada gibi düşünmeli, orada gibi davranmalısınız.

Mesela bana en çok sorulan sorulardan biri; “San Francisco’ya gideceğiz, ne yapalım?” Cevabım basit; “LinkedIn’de lokasyonunu bugünden değiştir, kiminle görüşmek istiyorsan şimdiden mesaj at ve orada olacağın sürenin takvimini gitmeden doldur. Buradayken orada gibi davranırsan, oraya gittiğinde en yüksek verimi alırsın.”

Bir de hazırlık konusuna değinmek istiyorum. Girişimcinin toplantıya hazırlıklı girmesi, niyetinin ve isteğinin net olması, yani dersine çalışmış olması, çok kıymetli. Bugün kullandığımız yapay zekâ ajanlarıyla bir kişinin LinkedIn bağlantılarından sizi kiminle buluşturabileceği aslında çok net görülebiliyor. Bu çalışmayı yapıp toplantıya girmeniz ve ne istediğinizi net bir şekilde iletmeniz, dersinize çalıştığınızı gösterir.

Avantajımıza gelelim; Türk kurucular belirsizlik ortamında üretmeye ve şirket büyütmeye çok alışkın; az kaynakla çok iş yapmayı biliyoruz. En büyük engel ise globali sonraya ertelemek. Yeni dünyada böyle bir sıralama yok, müşterini aynı anda Türkiye’de de, Londra’da da, San Francisco’da da bulabilirsin. Teknolojinin sınırı yok.

  • Silikon Vadisi’ndeki yatırımcıların bir girişime bakışıyla Türkiye’deki yatırımcıların yaklaşımı arasında hangi temel farkları gözlemliyorsunuz? Türkiye’deki girişim ve yatırım ekosisteminin global ölçekte daha rekabetçi olabilmesi için sizce neyi farklı yapması gerekiyor?

Aşamadan aşamaya elbette değişiyor ama özellikle erken aşama için şunu söyleyebilirim: Türkiye’de yatırımcının algısı çok daha farklı; mutlaka bir MVP, ürün ve hatta traction görmek istiyor. Seri A öncesinde de genellikle 50-100 bin dolar aylık gelir (MRR) bekleniyor.

Silikon Vadisi’nde ise bu kadar beklenti olmadan, belli sinyaller sağlandıysa çok daha erken aşamada yatırım yapılabiliyor. Sonrasında bakılan şeyler aslında benzer: Kurucunun referansları ne, nereden mezun, yoksa dropout mu? Kimi yatırımcılar mesela sadece dropout kuruculara yatırım yapıyor ama onların da belli üniversitelerden çıkmış olması bekleniyor. Ürettiği teknoloji ne kadar büyük bir problemi çözüyor, ne kadar inovatif? Benim testim şu: O ürünü kapattığında müşterinin hayatı duruyor mu, o ürün olmadan işini yapamıyor mu? Bir sonraki aşamada da hedef kitlen ve şimdiye kadar kimleri ikna ettiğin önemli hale geliyor.

Özetle Türkiye’de biraz daha temkinli yatırım yapıldığını söyleyebilirim. Rekabetçi olmanın yolu ise bence artık fonun büyüklüğü ya da metrikler değil; hangi network’lerin içinde olduğun ve tek bir mesajla kimlere ulaşabildiğin.

Para zaten ulaşılabilir. Asıl soru şu: Sen o girişim için tek telefonla kimi masaya getirebiliyorsun, yatırımcının istediği deal için ne kadar hızlı allocation bulabiliyorsun? Bugünün en önemli verisi bence bu. Tüm fonların katma değer tarafına bir kez daha bakması gerekiyor; ayrışabildikleri tek yer strateji ve network kası.

  • Son olarak, geleceğe dair orta ve uzun vadeli hedeflerinizden bahseder misiniz?

Orta vadede tüm enerjim CatalystX’te; frontier teknolojilerde güçlü bir portföy inşa etmek ve yatırımcılarıma hem en erken aşamada hem de ileri aşamada dünya standartlarında fırsatlar sunmak istiyorum. Uzun vadedeki hedefim, hatta görevim, kariyerimin başından beri hiç değişmedi; köprü olmak. Türkiye’den ve bölgeden çıkan yetenekle global sermayeyi buluşturmak, kurumları teknolojiyle daha hızlı bir araya getirebilmek, bir sonraki neslin bizim uğraştığımız engellerle vakit kaybetmeden dünya sahnesine çıkmasını sağlamak istiyorum. Bugüne kadar hep “ilk”lerin içinde oldum; bundan sonra da yeni “ilk”ler inşa etmeye devam edeceğim, sadece artık sahne Türkiye değil, dünya.