Günümüz dünyasında en hızlı büyüyen sektörlerden fintech alanındaki kadınların varlığını, gücünü, avantajlarını, karşılaştığı zorlukları, akademik çalışmalar, raporlar, ulusal ve küresel verilerle masaya yatırdık. Sosyolog Dr. Ece Erbuğun kaleminden mevcut tablonun röntgenini çekerken, olumlu gelişmeleri vurgulayarak, geliştirilmesi gereken hususların altını çiziyoruz.
Dr. Ece ERBUĞ – Sosyolog, Papara Yönetici Asistanı
Yeni teknolojilerle birlikte her geçen gün hayatımıza yeni kavramlar giriyor, gündelik yaşantımız giderek dijitalleşiyor, iş modelleri ve iş yapış biçimlerimiz değişiyor, dönüşüyor. Yeni meslekler ortaya çıkarken kimi meslekler kaybolmaya yüz tutuyor. Tüm sektörler dijital dünyaya entegre olmak için yenilikçi adımlar atmaya çalışırken, geleneksel bankacılığın karşısına da önemli bir alternatif olarak finansal teknoloji (fintech) firmaları çıkıyor. Fintechler dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla büyüyor. Bu da onları aynı zamanda bilimsel merakın konusu haline getiriyor.
Girişimci ve kullanıcı olarak fintech kadınları
Fintechlerle ilgili yürütülen akademik araştırmalar ağırlıklı olarak işletme, ekonomi ve finans disiplinleri çerçevesinde yapılıyor. Bu alandaki araştırmaları ve akademik çalışmaları incelediğimizde fintechlerin toplumsal cinsiyet bağlamında da ele alındığını görüyoruz. Toplumsal cinsiyeti kısaca; cinsiyetlerine göre toplumun bireylere biçtiği roller, bireylerden beklediği davranış, tutumlar ve hatta var oluş biçimi olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamdaki çalışmalar, özellikle iki konuya odaklanıyor: Kadınların finansal hizmetlere erişimi ve kadın girişimciliği.
İlkinde bankacılık ve finans hizmetlerinin dijitalleşmesinin kadınlar için daha kapsayıcı olup olmayacağı sorgulanıyor. Başka bir deyişle, “Finansal hizmetlere erişimi pek çok nedenle erkeklere göre sınırlı olan kadınlar, fintechler sayesinde her türlü finansal araca daha kolay erişebilir ve ekonomik olarak güçlenebilir mi?” sorusunun cevabı aranıyor. Diğer yandan fintechlerin startup ekosisteminin önemli bir parçası olduğu düşünüldüğünde, buradaki kadın kurucu/girişimci sayısının azlığı dikkat çekiyor ve araştırmacılar bunun nedenlerini sorguluyor. Fintechlerde kadın istihdamı ise görece daha az çalışılan bir konu olmakla birlikte, mevcut çalışmalar konuyu çoğunlukla kadın liderliği ekseninde inceliyor.
Dünya genelindeki tabloyu anlamaya çalışırken, finans sektörüyle startup ekosistemindeki bazı aktörlerin ve IMF gibi uluslararası organizasyonların hazırladıkları raporlar aydınlatıcı oluyor. Bu araştırmaların ışığında fintechlerde kadın istihdamı meselesine biraz yakından bakacağımız bu yazıda, meseleyi kadın girişimciliği ve sektörde istihdam edilen kadınlar olarak iki boyutta ele alıyorum. Önce girişimcilik boyutundan söz edeceğim:
Her 3 girişimciden sadece 1’i kadın
Global Entrepreneurship Monitör tarafından yayımlanan rapora göre, girişimci kadın oranı tüm dünyada erkeklerden daha düşük, her üç girişimciden yalnızca biri kadın ve bu oran sektöre göre daha da düşebiliyor. Örneğin, Startup Genome araştırmasına göre, kurucularından en az bir tanesi kadın olan tech startup oranı %30 iken, yalnızca kadın kurucusu olan tech startup oranı %15%.

Zira dünya genelinde girişimciliğin cinsiyete göre farklılaştığı; kadınların geleneksel cinsiyet rolleriyle örtüşen eğitim, sağlık, kozmetik gibi sektörlerde yoğunlaştığı görülüyor. Kadınların girişimci olmalarının önündeki en büyük engeller ise toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ve bunların getirdiği önyargılar, ilgili alanda eğitim almamış olmak, kendine güvenmemek, yetersiz sosyal ağ/network, rol model eksikliği, ev içi bakım yükü ve iş-yaşam dengesini kuramamak olarak sıralanabiliyor. Girişimciliğin toplumsal olarak, risk alma, cesaret gibi maskülen değerlerle örtüştürüldüğü düşünülürse, erkekleri iş kurma konusunda destekleyen çevre, kadınlar için caydırıcı olmaya çalışabiliyor.
Diğer yandan, finansal destek mekanizmalarından yeterince faydalanamamak da kadın girişimciliğinin önünde önemli bir engel teşkil ediyor. Zaten kadınların finansal kaynaklarının kısıtlı olduğu, birikim ve/veya mülk sahipliğinin düşük olduğu gerçeği ortadayken, bankalardan destek alamıyor olmak da kadın girişimciliğinin önünü kesiyor. Sermayedarların, özellikle teknoloji gibi erkek egemen sektörlerde kadınlara karşı önyargılı olmaları sonucu, kadınların özel sermayeden (private equity) ve girişim sermayesi yatırım fonlarından (venture capital) aldıkları yatırım oranları da oldukça düşük kalıyor.
Örneğin Latin Amerika’daki startuplar üzerine yapılan bir araştırmada kadınların girişim sermayesi fonundan aldıkları yatırım oranının yalnızca %3 olduğu tespit edilmiş. Avrupa’da da durum pek farklı değil; yatırım alan teknoloji firmalarının sadece %7’sinin kurucusu kadın.

Avrupa Yatırım Fonu’nun 2024 raporuna göre, deep-tech startuplarında da benzer rakamları görüyoruz. Kadınların kurduğu startupların yatırımcıları genelde devlet kurumları veya kâr amacı gütmeyen kuruluşlar oluyor. Atomico’nun 2023 verilerinde de Avrupa’daki girişim sermayesi fonlarının karar verici mecralarında yalnızca %16 oranında kadın bulunduğunu düşündüğümüzde, aslında tüm bunların birbiriyle nasıl ilintili olduğunu görmek mümkün.
Fintech ekosisteminde kadınlar yeterince temsil edilmiyor
Şimdi de fintechlerdeki kadın istihdamına odaklanalım: Küresel ölçekte gerçekleştirilen çeşitli araştırmalar bize, fintechlerde kadın temsilinin düşük olduğunu gösteriyor. En gelişmiş ekonomiler arasında sayabileceğimiz Fransa ve Almanya’da fintechlerde kadın istihdamı %33’te kalıyor, Avrupa genelinde ise bu oran %30. İngiltere’de finans sektöründe çalışan kadın oranı %45 olmasına rağmen, fintechteki kadın oranı %25. Türkiye için de benzer bir örüntü olduğu söylenebilir. Bankacılık sektöründe istihdam edilen kadın ve erkek sayısı neredeyse eşit ancak fintechler için aynı oranı vermek henüz mümkün görünmüyor.
Ayrıca kadın çalışanlar belirli departmanlarda yoğunlaşıyor ki bu durum yatay ayrışma olarak kavramsallaştırılıyor. Özellikle üst düzey kadın yöneticiler genelde İnsan ve Kültür, Pazarlama ve Kurumsal İletişim gibi kadınlara ait cinsiyet kalıp yargılarıyla örtüşen departmanlarda bulunuyor. Strateji ve teknoloji ile ilgili departmanlarda ise kadın çalışan sayısı azken, CTO ve CIO oranı %4 civarında kalıyor.
- Cam Tavan Sendromu: Kadınların iş hayatında yükselmelerinin önündeki görünmez engeller anlamına gelen cam tavan sendromu ile açıklanabilecek bu durum, aynı zamanda erkek ve kadın arasındaki maaş farkının da giderek açılmasıyla sonuçlanıyor. Kadınlar daha dip pozisyonlarda kaldıkça, maaşları da belli bir rakamın ötesine geçemiyor.
Kadın sayısı neden az?
Teknoloji alanında uzmanlaşmış kadın sayısının az olmasında, kız çocuklarının STEM (Fen bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarına gir(e)memesinin de önemli bir faktör olduğunu hatırlamalıyız. Kız çocukları ilgili ve yetenekli olsalar bile, toplumsal cinsiyet kalıp yargıları nedeniyle bu alanlara yönelmiyorlar ve zamanla bu alanlardan uzaklaşarak meslek seçimlerini “kadınlar için daha uygun” olarak tanımlanan mesleklerden yana yapıyorlar. Oysa 67 ülkenin verileri üzerinden yapılan bir araştırmanın bulguları, her üç ülkeden ikisinde kız çocukların STEM alanlarında oğlan çocuklarla en az aynı performansı gösterdiğini bulmuş.
Ancak zamanla kız öğrenciler, önyargılar ve yanlış yönlendirmeler yüzünden bu alanlardan uzaklaşıyor. Keza iş yaşamında da STEM alanlarında çalışan kadın mühendislerin yarısından fazlası, erkek egemen çalışma ortamı, maaş eşitsizlikleri, önyargılar, tecrit duygusu gibi sebeplerle mevcut işlerini bırakıp farklı kariyer arayışına giriyorlar. Literatürde sızdıran boru metaforuyla açıklanan bu durum, kadınların sektörde azınlık olarak kalmalarının bir başka sebebi olarak görülebilir.
Olumlu gelişmeler yaşanıyor ancak daha gidilecek çok yol var
Startup ekosisteminin erkek egemen olduğunu söylemek mümkün ve fintech maskülen olarak tanımlanan üç alanı; girişimcilik, finans ve teknolojiyi buluşturduğu için üçlü bir cinsiyetli alan oluşturuyor. Bu nedenle sektörde kadın varlığı ve görünürlüğü düşük kalıyor. Ancak son dönemde yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bulgular, daha gidilecek çok yol olsa da her geçen yıl kadınlar adına olumlu gelişmelerin olduğunu gösteriyor.
- Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırma raporu, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerde kadın direktör sayısının son 10 yılda %10’luk bir artış gösterdiğini ortaya koyuyor.
- 2010 öncesinde kurulan fintechlerde kurucu ekiplerdeki kadın oranı %10 iken 2022’de bu oran üçe katlanıyor.
- Türkiye’de de yapay zeka ve oyun sektöründe kadın kuruculu girişimlerin yatırım alma oranı giderek artıyor.
- 2021 yılında sürdürülebilirlik alanında sadece kadın kurucu ortaklı hiç girişim yokken, 2022 yılında bir, 2023 yılında üç girişimin var olduğunu görüyoruz.
- TÜBİTAK Girişimcilik Destek Programı’ndan (BİGG) 2024 yılında faydalanan kadın girişimci sayısı da önceki yıllardan daha fazla.
- IMF’nin raporuna göre genç şirketlerde kadın temsil oranı giderek artıyor.
‘More women no cry’
Yakın zamanda 97 ülkedeki fintechler üzerine yapılan bir araştırmanın şu çarpıcı bulgusunu paylaşmakta fayda var: Fintechlerde yönetim kurulundaki kadın sayısıyla, firmaların elde ettiği gelir ve yatırımları için aldıkları fonun büyüklüğü arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş.
Ne yapılabilir?
Peki, kadınların teknoloji girişimcisi olmaları ve fintech kuruluşlarında kendilerine daha fazla yer bulabilmeleri için ne yapılabilir? Cinsiyet kalıp yargılarını yıkmak elbette kolay değil ve aynı zamanda burası kadınlar için yorucu bir mücadele alanı.
Ancak, genç kızları STEM alanlarına daha fazla yönlendirmek, onlara mentorluk etmek, girişimci kadınlara daha fazla finansal destek sağlamak, işe alımlarda cinsiyet ayrımı yapmamak, eşit işe eşit ücret vermek, iş yerinde eşitlikçi ve kapsayıcı bir kültür geliştirmek, eğitim ya da mentorluk programlarıyla kadın çalışanları desteklemek etkin çözümler olabilir.
Ayrıca kadınların ev içi bakım yüklerinin yoğunluğu düşünüldüğünde, uzaktan/evden çalışmanın, annelik ve babalık izinleri sürelerinde iyileştirmeler yapmanın kadınları sektöre daha fazla çekeceği düşünülebilir. Öte yandan, kadınların da kendilerine güvenmeleri, birbirlerine mentorluk etmeleri, sosyal ağlar kurmaları/ağlarını genişletmeleri18, bu istatistikleri dengelemekte önemli etkenler olacaktır.
*Bu makale, International Congress on Women in a Global World-IV’de sunulan bildirinin genişletilmiş halidir (Mayıs 2024)


