Fintech ekosistemi son iki yılda ciddi anlamda büyüdü. Türkiye’deki fintech sayısı iki katına çıkarak 900’e ulaştı. 2020’den bu yana her yıl 1.000’in üzerinde yeni startup kuruluyor ve bunların en az %10’u fintech alanında. Girişimlerin çoğu ya ödeme sistemleri ya da bankacılık çözümlerine odaklanıyor. Genç nüfus, yüksek mobil cihaz kullanımı ve dijitalleşme alışkanlıkları sayesinde Türkiye’de dijital bankacılık, e-ticaret ve QR ile ödeme gibi hizmetler son yıllarda hızla yaygınlaştı.
Revo Capıtal Kurucu Ortağı Cenk Bayrakdar
- Türkiye’de girişimcilik ekosistemini nasıl tanımlarsınız? Fintech girişimcileri profilini değerlendirir misiniz? Türk girişimcilerin üstünlükleri ve geliştirilmesi gereken yönler var mı?
Turkcell’de birlikte çalıştığım kurucu ortaklarımla, 2013 yılında Revo Capital’i kurma hedefiyle yola çıktık. Yazılım tabanlı teknolojilerle katma değer yaratan şirketlerin, önümüzdeki 10 yıl içinde dünyanın en başarılı şirketleri arasında yer alacağını öngörüyorduk. O dönemde Türkiye girişimcilik ekosistemi henüz çok erken aşamadaydı; 1.500 girişim vardı ve yıllık toplam yatırım hacmi 30 milyon doları bile geçmiyordu. Neredeyse başka hiçbir girişim sermayesi fonu yoktu ve biz, o günden bu yana bu ekosistemin dönüşümüne yakından tanıklık ettik bugün 10,500‘ün üzerinde startup ve yıllık yatırım hacmi 1 milyar doları son 4 senedir aşıyor.
Bir yandan da yurt dışında Türk girişimciler tarafından kurulmuş 400’den fazla startup var ve bunların %70’inin Ar-Ge ekipleri hâlâ Türkiye’de çalışıyor. Bunun en büyük nedeni, Türkiye’de 300 binden fazla yazılımcı olması ve her yıl yaklaşık 100 bin yeni mühendisin mezun olması yani gerçekten güçlü bir teknik insan kaynağı var.
Fintech tarafına baktığımızda ise son iki yılda ekosistem ciddi anlamda büyüdü. Türkiye’deki fintech sayısı iki katına çıkarak 900’e ulaştı. 2020’den bu yana her yıl 1.000’in üzerinde yeni startup kuruluyor ve bunların en az %10’u fintech alanında. Girişimlerin çoğu ya ödeme sistemleri ya da bankacılık çözümlerine odaklanıyor. Genç nüfus, yüksek mobil cihaz kullanımı ve dijitalleşme alışkanlıkları sayesinde Türkiye’de dijital bankacılık, e-ticaret ve QR ile ödeme gibi hizmetler son yıllarda hızla yaygınlaştı. Yeni regülasyonlar da özellikle ödeme sistemleri tarafında girişimlerin hızla çoğalmasını sağladı.
Türkiye’den unicorn çıkarmak için girişimlerin önce Türkiye’de kendini kanıtlaması, ardından yurt dışına açılması gerekiyor. Ama Ar-Ge ekiplerinin Türkiye’de kalması da önemli bir avantaj: Hem daha uygun maliyetli hem de teknik bilgi ülkede kalıyor. Bizim ikinci fondan yatırım yaptığımız 19 girişimin 16’sı merkezini yurt dışına taşıdı ve globalde büyümeye devam ediyor. Ama teknik ekipleri hâlâ Türkiye’de aktif olarak çalışıyor.
Fintech’in yurt dışına açılımı biraz daha zorlu çünkü finansal hizmetler her ülkede farklı regülasyonlara tabi. Her pazarda lisans alma, regülasyonlara uyum sağlama, yerel altyapılara entegrasyon gibi zaman ve maliyet açısından zahmetli süreçler var. Buna rağmen Türkiye fintech açısından büyük bir potansiyele sahip. Hem bireysel hem kurumsal müşteri tarafında adaptasyon çok hızlı. Hatta bazı fintech girişimleri sadece Türkiye’de kalarak bile unicorn olabilecek düzeye geliyor ki bu diğer sektörlerde pek sık rastlanan bir durum değil. Bu yüzden birçok Türk fintech girişimi yurt dışı açılımını genelde yatırım sonrasına bırakıyor ve bunu çoğunlukla birleşme veya satın alma yoluyla yapıyor. Yani global büyüme genelde yatırım aldıktan sonra başlıyor.
- Yatırımlarınızda dikkate aldığınız, günümüzde ve yakın gelecekte ön plana çıkacağını düşündüğünüz fintech trendleri neler?
Önümüzdeki dönemde Türkiye’de şu anda çok fazla örneğini görmediğimiz kişisel finans yönetimi ve skorlama/kimlik doğrulama gibi alanlarda yeni girişimlerin ortaya çıkacağına inanıyoruz. Fintech ürünlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, bu alanlara paralel olarak siber güvenlik tarafında da yepyeni girişimler ve çözümler görmeye başlayacağız.
Küresel regülatörler artık bankaları ve fintech’leri daha yakından izliyor. Bu da dolandırıcılığın önlenmesi, kişisel verilerin korunması, şeffaflık, kullanıcı şikayetlerinin yönetimi gibi konuların daha ön plana çıkmasına neden oluyor. Aynı şekilde, kara para aklama (AML), terörün finansmanı (CFT) ve yaptırımlar gibi alanlarda da daha gelişmiş teknolojilere ihtiyaç var. Ödeme sistemlerinde de anlık ödemeler, dijital varlıklar ve likidite yönetimi gibi başlıklar yeni fırsatlar yaratıyor.
Yapay zekâ ise bu dönüşümde en önemli kaldıraçlardan biri. Özellikle fintech alanında AI; hem yeni ürünlerin geliştirilmesini sağlıyor hem de operasyonları daha verimli ve maliyetleri daha düşük hale getiriyor. Aynı zamanda müşteri deneyimini kişiselleştirerek memnuniyeti ciddi şekilde artırıyor. Kullanıcının harcama alışkanlıkları, gelir düzeyi, tasarruf hedefleri gibi veriler analiz edilerek kişiye özel finansal öneriler sunulabiliyor. Deloitte’un araştırmasına göre bu tür kişiselleştirilmiş hizmetler, müşteri memnuniyetini %30’a kadar artırabiliyor, müşteri kaybını %10 azaltabiliyor ve kullanıcı başına geliri %10 yükseltebiliyor.
Kredi skorlama ve kredi verme süreçlerinde de AI çok ciddi fark yaratıyor. Geleneksel yöntemlerin ötesine geçilerek, eğitim durumu veya iş geçmişi gibi alternatif verilerle daha kapsayıcı risk analizleri yapılabiliyor. Bu da hem daha fazla insanın krediye ulaşmasını sağlıyor hem de geri ödeme risklerini azaltıyor. NBER’in araştırmasına göre, AI tabanlı kredi skorlama sistemleri temerrüt oranlarını %30’a kadar düşürebiliyor ve krediye erişimi sınırlı olan marjinal grupların erişimini %20 oranında artırabiliyor.
BİR GİRİŞİME YATIRIM YAPARKEN BAKTIĞIMIZ 3 KRİTER
- Bir girişime yatırım kararı almadan önce sizin için en önemli olan 3 kriteri birkaç cümleyle açıklar mısınız?
Son 12 yılda 6.000’den fazla girişimi detaylıca inceledik ama bunların sadece 40’ına yatırım yaptık. Çünkü Revo Capital olarak yatırım kararlarımızı tamamen veri odaklı, sistematik ve stratejik bir yaklaşımla alıyoruz.
Seri A aşamasına odaklanan bir fon olarak, yatırım yapacağımız girişimleri önce 150’den fazla kriterle ön elemeden geçiriyoruz. Sonrasında ise detaylı stratejik ve finansal analiz süreçlerine alıyoruz.
Bizim için her şeyin merkezinde ekip var. En başarılı girişimlerin çoğunda birden fazla kurucu oluyor ve bu kurucuların yetkinlikleri birbirini tamamlıyor. Özellikle bir kurucunun teknik, diğerinin ürün veya büyüme tarafında güçlü olması büyük bir avantaj. Aynı şekilde, geri bildirime açık, öğrenmeye istekli ve adapte olabilen bir ekip yapısı bizim için büyük bir artı.
Yatırım kararlarımızda belirleyici olan üç temel faktör var
Pazar Büyüklüğü ve Konumlanma: Girişimin hedeflediği pazar ne kadar büyük? Ve o pazarda nasıl bir konum alıyor? Unicorn olabilmek için genellikle en az 125 milyon dolar gelir potansiyeline sahip olmak ve 16–25 milyar dolarlık bir pazarı hedeflemek gerekiyor. Bu yüzden, Türkiye’yi test pazarı olarak kullanıp global pazarlara açılma planı olan girişimlere özellikle odaklanıyoruz.
Operasyonel Verimlilik ve Ölçeklenebilirlik: Sağlam bir birim ekonomisine sahip olmak şart. LTV/CAC oranı en az 3:1 olan, sermayesini verimli kullanan ve operasyonlarını dijitalleştirmiş girişimler bizim radarımızda. Aynı zamanda, ölçeklenebilir bir altyapı da olmazsa olmaz.
Müşteri Sadakati ve Ürün-Pazar Uyumu: Büyümenin sürdürülebilir olması için sadece müşteri kazanmak yetmez; elde tutmak da gerekir. Yüksek NPS ve güçlü bir CLV (Müşteri Yaşam Boyu Değeri), ürün-pazar uyumunun ve uzun vadeli başarı potansiyelinin en net göstergeleri.
- Fintech girişimlerini diğer girişimlerden ayıran özellikleri nasıl sıralarsınız?
Revo Capital olarak, her teknoloji şirketinin zamanla bir ya da birden fazla finansal ürün entegre ederek birer fintech oyuncusuna dönüşme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz. Bu yüzden yalnızca doğrudan finansal hizmet sunan girişimlerle değil, farklı sektörlerde olup fintech kabiliyeti geliştiren şirketlerle de yakından ilgileniyoruz.
Fintech alanındaki deneyimimizi, bu şirketlerin erken aşamada doğru finansal değer önerileri oluşturmalarına yardımcı olmak için kullanıyoruz. Örneğin portföyümüzdeki e-ticaret altyapı sağlayıcısı ikas, sadece mağaza kurulumuyla kalmayıp KOBİ’lere özel sanal POS çözümü de sunuyor. Bu sayede hem işletmelerin nakit akışı hızlanıyor hem de müşterilere daha iyi bir alışveriş deneyimi sağlanıyor. Yeni yatırımlarımızdan Roamless, eSIM teknolojisiyle global bağlantı çözümleri sunan bir telekom girişimi. Ama işin güzel yanı, aynı zamanda dijital cüzdan özelliğiyle kullandıkça öde modeli sunarak, kullanıcıya hem mobil veri hem de finansal erişim imkânı sağlıyor yani teknoloji ve finansı bir araya getiriyor.
Fintech’te başarıyı belirleyen en kritik faktörlerden biri, ürün-pazar uyumu ve pazarın bu ürüne hazır olup olmadığı. Bir ürün sadece teknik olarak mümkün olduğu için değil, gerçekten ihtiyaç duyulup düzenli kullanıldığı için başarılı olur.
Bu bakış açısıyla yatırım yaptığımız güzel örneklerden biri de Midas. Nisan 2021’de kullanıcılarla buluştu ve biz sadece iki ay sonra, Haziran 2021’de yatırım yapmaya karar verdik. Çünkü pazarın böyle bir dijital yatırım platformuna ihtiyacı olduğunu ve zamanlamanın çok doğru olduğunu gördük. Türkiye’de nüfusun %85’i mobil bankacılık kullanıyor ama sadece %14’ü hisse senedi yatırımı yapıyor. Oysa ABD’de bu oranlar %63 mobil bankacılık kullanımına karşılık %55 hisse yatırımı seviyesinde. Midas, bu boşluğu fark etti ve hem ABD hem Türkiye borsalarına erişim sunarak, bankalara kıyasla yaklaşık 1/10 maliyetle işlem yapma imkânı verdi. Gerçek zamanlı veriyle kullanıcıyı yatırım yapmaya teşvik etti. Sonrasında kripto, yatırım fonları ve vadeli mevduat gibi ürünlerle ürün gamını genişletti ve tam kapsamlı bir yatırım platformuna dönüşme yoluna girdi. Biz de bu vizyonu çok erken aşamada destekleyerek, Midas’ın ilk girişim sermayesi yatırımcısı olduk ve bugün Türkiye’nin en hızlı büyüyen fintech girişimlerinden biri olarak yoluna devam ediyor.
Türkiye’nin en büyük fintech yatırımcısı olarak Param, Midas, Paraşüt, PayCore ve Figopara gibi Türkiye’nin önde gelen fintech girişimlerine ilk yatırım yapan VC’yiz.
- Revo Capital’in portföyü hakkında bilgi verir misiniz? Hangi sektörlere ilgi duyuyorsunuz?
Revo Capital olarak yatırım odağımızı, yüksek büyüme potansiyeli taşıyan alanlara yöneltiyoruz: Fintech, B2B SaaS, siber güvenlik ve sağlık teknolojileri öncelikli alanlarımız. Üçüncü fonumuzla birlikte bu listeye enerji ve oyun sektörlerini de ekledik. Yapay zekâyı ise sadece bir teknoloji değil, iş modellerini dönüştüren stratejik bir kaldıraç olarak görüyoruz. Bu nedenle, AI odaklı girişimlere yatırımda öncelik veriyoruz.
Türkiye’nin en büyük fintech yatırımcısıyız. İlk iki fonumuzda yaptığımız 40 yatırımın %30’u fintech alanında. Param, Midas, Foriba, Paraşüt, Yazara, PayCore ve Figopara gibi Türkiye’nin önde gelen fintech girişimlerine ilk yatırım yapan VC olduk. Exit’lerin en az yatırım kararları kadar önemli olduğunu düşünüyoruz; bu alanda da Türkiye’nin en çok fintech çıkışı yapan fonu olarak öne çıkıyoruz. Örnek vermek gerekirse: Foriba, global vergi teknolojisi şirketi Sovos tarafından satın alındı, Paraşüt, Turkven’in portföyündeki Mikro-Zirve ile birleşti ve Yazara, Global Payments tarafından satın alındı.
Yapay zekânın en büyük etkilerinden biri sağlık teknolojilerinde görülüyor. Teşhis, tedavi ve ilaç geliştirme süreçlerini hem hızlandırıyor hem de maliyetleri önemli ölçüde azaltıyor. Bu alandaki portföy şirketimiz Massive Bio, CV ve NLP teknolojileriyle hastaların tıbbi kayıtlarından 180 parametreyi analiz ederek 140 binden fazla kanser hastasını, 14 binden fazla aktif klinik araştırmayla eşleştiriyor. Şirket, dünyanın önde gelen onkoloji firmalarıyla iş birliği içinde çalışıyor. Klinik araştırmaların %86’sı yeterli hasta bulunamadığı için başarısız olurken, her gün gecikme ilaç firmalarına 8 milyon dolara kadar maliyet yaratabiliyor. Bu alandaki pazar büyüklüğü 20 milyar dolar seviyesinde. Generatif yapay zekâ sayesinde ilaç geliştirme maliyetlerinin %20’ye kadar azalması ve 2024 itibarıyla sağlık alanında yıllık 150 milyar dolar tasarruf sağlanması öngörülüyor.
Siber güvenlik ve bulut teknolojileri tarafında ise hızla büyüyen bir pazar fırsatı bulunuyor. Son iki yılda insanlık tarihindeki toplam verinin %90’ı üretildi ve bu verilerin büyük bölümü bulutta depolanıyor. Bu durum, veri ihlali risklerini önemli ölçüde artırıyor. 2023’te bir veri ihlalinin ortalama maliyeti 4,5 milyon dolara, operasyonel kesintilerin dakikalık maliyeti ise 5.600 dolara ulaştı. Geleneksel güvenlik çözümleri daha çok büyük ölçekli şirketlere yönelikken, benzer tehditlerle karşılaşan KOBİ’ler çoğu zaman yeterli çözümlere erişemiyor. Bu nedenle, erişilebilir, KOBİ dostu güvenlik çözümleri önemli bir büyüme alanı sunuyor. Yapay zekâ destekli sistemler ise anomali tespiti, tehdit önleme ve veri yönetimi konularında daha akıllı, ölçeklenebilir ve maliyet etkin çözümler sunarak bu ihtiyaca yanıt veriyor.
BUGÜNE KADAR UNİCORN STATÜSÜNE ULAŞAN İKİ GİRİŞİME YATIRIM YAPTIK
- Mevcut ve geleceğe dair yatırım stratejilerinizden bahseder misiniz?
Bugüne kadar yönettiğimiz toplam 180 milyon dolarlık iki fon aracılığıyla 40 teknoloji girişimine yatırım yaptık. Bu girişimlerden ikisi unicorn statüsüne ulaşırken, 17’si başarılı şekilde exit gerçekleştirdi.
Türkiye’nin en dikkat çeken teknoloji şirketlerinden Midas, ikas, Param, Getir, Paraşüt, Foriba, Figopara ve Logiwa gibi birçok başarılı girişimin ilk yatırımcıları arasında yer almak bizim için büyük bir gurur kaynağı. 2021–2024 döneminde portföyümüz toplamda 3,4 milyar dolar yatırım aldı ve bu kaynakların %80’i yurt dışından geldi, bu da kurucularımızın küresel rekabet gücünü açıkça ortaya koyuyor.
Ancak Türkiye’de hâlâ ciddi bir yatırım boşluğu var: 10 milyon dolar ve üzeri yatırım yapabilen yalnızca iki fon bulunuyor ve tohum yatırımı alan girişimlerin sadece %3,4’ü Seri A aşamasına geçebiliyor. Bu oran İngiltere’de %16, Almanya’da ise %21 seviyesinde. Biz de bu boşluğu doldurmak ve Türkiye’den çıkan global başarı hikâyelerine katkı sağlamak için, 2025 itibarıyla 100 milyon dolar hedef büyüklüğe sahip üçüncü fonumuzu kurduk. Mart ayında 86 milyon dolarlık ilk kapanışı gerçekleştirdik; hedefimiz, 2030’a kadar en az 25 erken aşama teknoloji girişimine yatırım yapmak.
Yeni fonumuzla önceliğimiz, her zamanki gibi Türkiye’ye ve Türk girişimcilere destek olmak. Kurucusu Türk olan veya Ar-Ge’si Türkiye’de bulunan girişimler odağımızda yer alıyor. Bunun yanında, teknik yetenek ve sermaye verimliliği açısından güçlü potansiyele sahip Orta ve Doğu Avrupa’daki girişimlere de fırsat bazlı yatırım yapacağız. Fund III ile genellikle Seri A turlarında lider ya da eş lider olarak yer almayı planlıyor, 5 milyon dolara kadar ilk yatırım yapabiliyor ve takip yatırımlarla bu tutarı 10 milyon dolara kadar çıkarabiliyoruz.
Erken aşamadaki potansiyel girişimlerle daha önce tanışmak ve onları daha uzun vadede destekleyebilmek için ise “Seed Pocket” adını verdiğimiz özel bir yapıyı hayata geçirdik. Bu kapsamda, 250.000 ila 500.000 dolar arasında tohum yatırımları yaparak girişimcilerle ilk günden birlikte yola çıkmayı ve sonraki yatırım turlarında da yanlarında olmayı hedefliyoruz.
“GROWTH” FONKSİYONUİLE PORTFÖY ŞİRKETLERİMİZE “CO-PİLOT” GİBİ EŞLİK EDİYORUZ
Bizi Türkiye’de ve bölgede farklılaştıran önemli unsurlardan biri de yatırım sonrası geliştirdiğimiz “Growth” fonksiyonumuz. Bu yapı sayesinde portföy şirketlerimize adeta bir co-pilot gibi eşlik ediyoruz. Organizasyonel gelişimden ürün konumlandırmaya, pazar trendlerinin analizinden iş stratejisine ve ölçeklenmeye kadar birçok kritik alanda aktif katkı sağlıyoruz. Ayrıca güçlü sektör bağlantılarımız sayesinde girişimleri doğru müşteri, iş ortağı ve yatırımcılarla bir araya getiriyoruz. Globalde “Platform” fonksiyonu olarak bilinen bu destek yapısı kapsamında, iş geliştirme, pazarlama, işe alım ve finans gibi konularda da şirketlere özel çözümler sunuyoruz. Örneğin, sadece 2023 yılında portföy şirketlerimize verdiğimiz işe alım desteğiyle, 16 kıdemli pozisyon için doğru adayları bulduk ve bu sayede toplamda 400 bin Euro’nun üzerinde işe alım maliyeti tasarrufu sağladık.


