2013’te kurulan Revo, bugün 250 milyon doların üzerinde fon büyüklüğü, 54 yatırımı ve 18 exit’i ile Türkiye’nin öncü ve en büyük teknoloji odaklı venture capital fonlarından biri konumunda. Fund III’ün ikinci kapanışını 2026’da 100 milyon dolar seviyesinde gerçekleştirdik ve önümüzdeki beş yılda 30’dan fazla teknoloji girişimine yatırım yapmayı hedefliyoruz.
REVO CAPITAL Kurucu Ortak ve Yönetici Direktör Cenk Bayrakdar
- Revo Capital, özellikle büyüme aşamasındaki teknoloji girişimlerine odaklanan bir fon olarak konumlanıyor. Bu aşamadaki girişimlere yatırım yapmanın en kritik avantajları ve riskleri nelerdir?
Büyüme aşamasındaki teknoloji girişimlerine yatırım yapmanın en büyük avantajı, ürün-pazar uyumunun, satış döngüsünün tekrar edilebilirliğinin ve kurucu ekibin gerçekten şirket (ve kültür) inşa edip edemeyeceğinin çok daha net görülebilmesidir.
Türkiye’de bugün her yıl yaklaşık 1.000 yeni girişim kuruluyor, ekosistem 2013’ten bu yana yıllık yaklaşık yüzde 12 büyüme gösterdi ve Türkiye’de bugün 11 binin üzerinde aktif start-up bulunuyor. Ancak seed yatırım alan şirketlerin yalnızca yüzde 3,4’ü Series A aşamasına ulaşabiliyor. Bu oran Birleşik Krallık’ta yüzde 16, Almanya’da ise yüzde 21 seviyesinde. Revo Capital tam da bu girişimlerdeki yatırım ihtiyacını karşılamaya odaklanıyor.
2013’te kurulan Revo, bugün 250 milyon doların üzerinde fon büyüklüğü, 54 yatırımı ve 18 exit’i ile Türkiye’nin öncü ve en büyük teknoloji odaklı venture capital fonlarından biri konumunda. Fund III’ün ikinci kapanışını 2026’da 100 milyon dolar seviyesinde gerçekleştirdik ve önümüzdeki beş yılda 30’dan fazla teknoloji girişimine yatırım yapmayı hedefliyoruz.
Risk tarafında ise büyüme aşaması hâlâ çok kritik bir dönem. Daha yüksek değerlemeler, global rakiplerle rekabet, regülasyon karmaşıklığı ve yanlış ölçekleme durumunda çok daha pahalı hatalar söz konusu. Ancak doğru kurucuyla birleştiğinde, özellikle Türkiye’deki Series A/B bandının hâlâ sermayenin en verimli kullanılabildiği alanlardan biri olduğuna inanıyoruz.
- Yatırım yaptığınız şirketlerde “ölçeklenebilir büyüme” potansiyelini nasıl ölçüyorsunuz? Hangi metrikler sizin için belirleyici oluyor?
Biz ölçeklenebilir büyümeye tek bir KPI üzerinden değil, sürdürülebilir büyüme gelişimi üzerinden bakıyoruz. Gelir büyümesi önemli ama asıl belirleyici olan, o büyümenin ne kadar verimli gerçekleştiği. Net gelir (Brüt veya contracted ARR değil), kârlılık marjı, müşteri edinme maliyeti, geri ödeme süresi, kontrat büyüklükleri, net revenue retention, nakit yakım verimliliği ve uluslararası gelirlerin toplam gelire oranı (ve bunun büyümesi) bizim için temel göstergeler arasında yer alıyor.
Bunun yanında kurucu ekibin büyümeyi yönetme kapasitesi ve yatırımcıyla şeffaf çalışabilmesi de çok kritik. Revo olarak fark yarattığımız en önemli noktalardan biri ise yatırım yaptıktan sonra aktif şekilde şirketlerle çalışmaya devam etmemiz. Bugün 600’den fazla C-level yöneticiden oluşan kurumsal networkümüz ve 750’yi aşkın global VC ilişkimiz üzerinden şirketlerimize müşteri, yatırımcı ve iş geliştirme erişimi sağlıyoruz.
2021-2025 arasındaki yatırımların yarıdan fazlası Revo portföy şirketlerine yapıldı
Uluslararası yatırımcı artık yalnızca Türkiye makrosuna bakmıyor; karşısında global-first bir şirket, güçlü mühendislik ekibi ve döviz bazlı gelir modeli görüyorsa yatırım yapabiliyor. Bugün Türkiye’de 11 binden fazla aktif start-up bulunuyor ve yalnızca son beş yılda ekosistem toplamda 6.5 milyar dolar yatırım çekti.
Revo portföy şirketleri ise 2021’den bu yana 3,5 milyar doların üzerinde takip yatırımı aldı ve bunun yüzde 92’si uluslararası yatırımcılardan geldi, yani 2021-2025 arasında gerçekleşen yatırımların yüzde 50’den fazlası Revo portföy şirketlerine yapıldı. Sadece 2025 yılı içerisinde portföy şirketlerimize 60’ın üzerinde stratejik ve gelir dönme potansiyeli yüksek targeted müşteri tanıştırması yaptık. Ayrıca son üç yılda portföy şirketlerimiz için 25’ten fazla C-level işe alım sürecini yönettik.
Bizim için büyümenin kalitesi yalnızca Excel’de görülen grafiklerden ibaret değil; şirketin global müşteriler kazanabilmesi, yeni pazarlarda tekrar edilebilir satış modeli oluşturabilmesi ve büyüdükçe operasyonel verimliliğini arttırabilmesi esas belirleyici unsurdur.
Fund III kapsamında bugüne kadar 14 girişime yaklaşık 15 milyon dolar yatırım yaptık
- Revo Capital portföyünde yer alan girişimlerin global pazarlara açılma başarısı dikkat çekiyor. Bir girişimin globalleşme yolculuğunda en kritik kırılma noktaları sizce nelerdir?
Son beş yılda yatırım tezimiz önemli ölçüde değişti. Eskiden “Türkiye’de kurulmuş ve globale açılma vizyonu olan” şirketlere yatırım yaparken, bugün daha çok ilk günden global şirket olarak kurulan yapılara odaklanıyoruz. Özellikle ABD, Birleşik Krallık veya Hollanda merkezli yapıların altında Türkiye’de güçlü mühendislik ve Ar-Ge ekipleri kurulmasını destekliyoruz.
Türkiye bugün aslında çok güçlü bir teknoloji üretim merkezi haline geldi. Ülkede 300 binden fazla aktif yazılım geliştirici ve yılda yaklaşık 100 bin mühendislik mezunu var. Ayrıca bugün ABD’de çalışan 20 binden fazla Türk yazılım ve AI mühendisi, 400 binden fazla Türk diaspora nüfusu ve binlerce global deneyimli girişimci ciddi bir yetenek havuzu oluşturuyor.
Bugün Fund II portföyümüzün yüzde 84’ü global merkezli yapılardan oluşurken, portföy gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i döviz bazlı uluslararası gelirlerden geliyor. Fund III kapsamında ise bugüne kadar 14 girişime yaklaşık 15 milyon dolar yatırım yaptık ve bu şirketlerin 10’u ilk günden itibaren global merkezli yapılar olarak kuruldu. Bu şirketlerin büyük bölümü daha en baştan döviz bazlı gelir üretmeye ve global satış organizasyonları kurmaya odaklanıyor.
Globalleşme tarafındaki en kritik konu ise sadece “ürünü yurtdışına satmak” değil; doğru coğrafya için doğru satış modelini kurabilmek. ABD tek ve derin bir pazar sunarken Avrupa çok daha parçalı bir yapı. MENA ise özellikle fintech, compliance ve siber güvenlik şirketleri için ciddi fırsatlar yaratıyor. Örneğin Fund II portföy şirketlerimizden Onlayer, bankalar ve ödeme kuruluşları için geliştirdiği merchant risk ve compliance altyapısıyla Körfez bölgesinde çok hızlı büyüyor. FileOrbis ise veri yerelliği ve regülasyon ihtiyaçları sayesinde MENA’da güçlü traction yakaladı.
Türkiye’den çıkan girişimlerin son yıllarda daha fazla uluslararası yatırım çektiğini görüyoruz. Bu dönüşümün arkasındaki temel dinamikler sizce neler?
Bence bunun arkasındaki en önemli dönüşüm, Türkiye’den çıkan girişimlerin artık global gelir potansiyeli üzerinden değerlendiriliyor olması. Uluslararası yatırımcı artık yalnızca Türkiye makrosuna bakmıyor, karşısında global-first bir şirket, güçlü mühendislik ekibi ve döviz bazlı gelir modeli görüyorsa yatırım yapabiliyor.
Bugün Türkiye’de 11 binden fazla aktif start-up bulunuyor ve yalnızca son beş yılda ekosistem toplamda 6.5 milyar dolar yatırım çekti. Revo portföy şirketleri ise 2021’den bu yana 3,5 milyar doların üzerinde takip yatırımı aldı ve bunun yüzde 92’si uluslararası yatırımcılardan geldi, yani 2021-2025 arasında gerçekleşen yatırımların yüzde 50’den fazlası Revo portföy şirketlerine yapıldı.
Midas bunun en iyi örneklerinden biri. Revo, şirketin ilk kurumsal VC yatırımcılarından biri oldu; ardından global yatırımcılardan toplamda 140 milyon dolar yatırım aldı, önce 2024 yılında Portage liderliğinde 45 milyon dolarlık Series A ve sonra 2025 yılında QED Investors liderliğinde 80 milyon dolarlık Series B geldi. Bugün Midas’ın 4 milyondan fazla kullanıcısı bulunuyor ve şirket artık Türkiye ve Amerika borsalarına ek olarak, 2026 yılında Avrupa borsalarına erişim sunacak. Bu, Türkiye’den çıkan platformların artık yalnızca yerel başarı hikâyesi değil, global olarak ölçeklenebilir teknoloji şirketleri olarak görüldüğünü gösteriyor.
- Portföyünüzdeki şirketlerle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Yönetim süreçlerine ne ölçüde dahil oluyor, nasıl bir stratejik yönlendirme sağlıyorsunuz?
Biz portföy şirketlerimizle ilişkimizi klasik bir “board seat” ilişkisinden çok stratejik ortaklık olarak görüyoruz. Günlük operasyona müdahale etmiyoruz; ancak üst düzey işe alım, global expansion, müşteri edinim ve yatırımcı ilişkileri gibi kritik başlıklarda kurucularla çok yakın çalışıyoruz.
Revo’nun en önemli farklarından biri de ekosistem oluşturma tarafı. Building Bridges etkinliğimiz bugün 650’den fazla katılımcıyı, 380’den fazla şirketi ve farklı ülkelerden yatırımcıları bir araya getiriyor. Microsoft ile her yıl düzenlediğimiz özel buluşmalarda ise portföy şirketlerimizi doğrudan CEO, CIO ve kurumsal teknoloji liderleriyle buluşturuyoruz. Kurucuların bizi yalnızca sermaye sağlayıcısı değil, market access, credibility ve global network platformu olarak görmesini istiyoruz. Çünkü bizim için değer yaratmak yalnızca yatırım yapmak değil, şirketlerin global ölçekte ölçeklenmesini hızlandırmak.
- Revo Capital olarak yatırım yaptığınız sektörlerde belirli tematik odaklarınız bulunuyor mu? Özellikle fintech, SaaS ve veri odaklı iş modellerine yaklaşımınız nasıl?
Bugün Revo’nun ana yatırım temaları fintech, B2B SaaS, siber güvenlik, sağlık teknolojileri, enerji ve oyun dikeyleri. Ancak bütün bu alanların üzerinde ortak bir üst tema var; yapay zekâ. Biz AI’ı bağımsız bir sektör olarak değil, tüm sektörleri yeniden şekillendiren yatay bir dönüşüm katmanı olarak görüyoruz.
Örnek olarak, Fund III ile yatırım yaptığımız Monq, procurement ve finansal kontrat müzakerelerini AI ile optimize ediyor; Eloquent AI, regüle finans kurumları için operasyonel workflow’ları yöneten AI operator’lar geliştiriyor; CLEATUS AI ise ABD’deki government contracting süreçlerini KOBİ’ler için daha erişilebilir hale getiren AI tabanlı bir platform kuruyor. Bu şirketlerin tamamı global merkezli, global satış odaklı ve AI-native yapılar.
Özellikle SaaS tarafında artık yeni dönemin yalnızca “software as a service” değil, “software as an autonomous co-worker” dönemi olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle AI-native SaaS platformları önümüzdeki dönemin en büyük fırsat alanlarından biri olacak.
Türkiye ekosistemi son 10 yılda 10 katın üzerinde büyüdü ve yıllık yatırım hacmi 1 milyar doları geçti
- Son dönemde global girişimcilik ekosisteminde daha temkinli bir yatırım iklimi oluştu. Bu durum, yatırım kararlarınızı ve portföy yönetimi stratejinizi nasıl etkiledi?
Revo olarak kuruluşumuzdan beri thesis driven ve oldukça seçici (her sene artan yaklaşık 150 kriter ile ekibi, ürünü pazarı skorlama ve artık burada yapay zekâ ile data driven ve real time yapabiliyoruz) bir yatırım yaklaşımımız vardı; bugüne kadar değerlendirdiğimiz 7 binden fazla şirket içerisinden yalnızca 54 yatırım gerçekleştirdik.
Küresel sermaye artık büyümenin kalitesine, hard-currency revenue’ya, governance yapısına ve follow-on yatırım çekebilme kapasitesine çok daha fazla bakıyor. Biz de özellikle Series A/B tarafında, büyüme ve inflection point için 1 ila 6 milyon dolar arasında sermayeye ihtiyaç duyan ve Türkiye’de yatırımcıların hâlâ yeterince odaklanmadığı alana yoğunlaşıyoruz.
Türkiye’de işlem sayısı artmasına rağmen, toplam yatırım hacmi mega turların azalması nedeniyle daha sınırlı ilerliyor. Buna rağmen Türkiye ekosistemi son 10 yılda 10 katın üzerinde büyüdü ve yıllık yatırım hacmi 1 milyar doların üzerine çıktı. 2025 yılında Türk girişimciler toplamda rekor seviyede 1,8 milyar dolar yatırım aldı; bunun yaklaşık 1,1 milyar doları ise tamamen yurtdışında konumlanan ancak Türk kurucular tarafından kurulan diaspora girişimlerine gitti. Bence burada çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor.
Özellikle son yıllarda ABD ve Avrupa’da ciddi bir Türk diaspora girişimci ağı oluştu. Bay Area ise artık global AI yatırım ekosisteminin merkezi konumunda. Revo olarak Avrupa’daki düzenli seyahatlerimizin yanı sıra artık San Francisco’da da bir baz kurarak, global Türk girişimciler ile Türkiye arasındaki bağı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Amacımız yalnızca yatırım yapmak değil; Türkiye’deki mühendislik gücünü global şirketlerle birleştiren bir köprü oluşturmak.
Bu ortamda güçlü ürün, net unit economics ve global gelir yapısı her zamankinden daha kritik hale geldi. Aslında bu dönem kaliteli şirketler için önemli bir fırsat da yaratıyor; çünkü sermaye artık daha az sayıda ama daha güçlü girişimde yoğunlaşıyor.
- Exit tarafına baktığımızda, özellikle teknoloji şirketlerinde değerlemeler ve çıkış süreleri değişkenlik gösteriyor. Sizce exit zamanlaması yatırım başarısında ne kadar kritik bir rol oynuyor? Türkiye’de girişimler için en gerçekçi exit senaryoları sizce hangileri?
Exit tarafında en önemli soru “Ne zaman satalım?” değil, şirketin ne zaman stratejik olarak satın alınabilir hale geldiği. Türkiye’de bugün en gerçekçi exit modeli hâlâ çoğu zaman stratejik satın almalar ve secondary işlemler. Halka arz ise daha büyük, öngörülebilir ve operasyonel olarak olgunlaşmış şirketler için orta vadeli bir opsiyon olmaya devam ediyor.
Revo’nun geçmiş exit’leri bunu net gösteriyor. Foriba’nın Sovos’a, Yazara’nın ise Global Payments’a satılması, global stratejik exit’lerin daha uzun sürebildiğini ama doğru sinerji oluştuğunda şirketler için ciddi bir değerleme primi yaratabildiğini gösteriyor. Türkiye’de ise Paraşüt’ün Mikro-Zirve tarafından satın alınması, güçlü bir lokal stratejik exit örneği oldu.
Aynı zamanda hızlı büyüyen şirketlerde secondary işlemler de giderek daha önemli hale geliyor. Örneğin Midas gibi yüksek büyüme gösteren girişimlerde, yatırım turunda istediği kadar exposure alamayan yatırımcılar, diğer yatırımcılardan hisse toplayarak pozisyonlarını artırmaya çalışıyor; üstelik çoğu zaman bunu herhangi bir discount olmadan yapıyorlar. Bu da aslında başarılı teknoloji girişimleri için Türkiye’de artık gerçek bir likidite oluşmaya başladığını gösteriyor.
Bugün Türkiye’den çıkan şirketlerin artık yalnızca yerel exit hedefleri yok. Birçok girişim daha ilk günden itibaren global stratejik satın alma senaryolarına göre konumlanıyor ve potansiyel alıcılarla çok erken aşamada iş birlikleri geliştirmeye başlıyor.
Daha fazla coğrafi genişlemeye değil daha derin tezlere odaklanacağız
- Önümüzdeki 5 yıl için baktığınızda, Revo Capital’ın yatırım stratejisinde nasıl bir evrim beklemeliyiz? Yeni fonlar, farklı coğrafyalar veya yeni teknoloji dikeyleri gündeminizde mi?
Önümüzdeki dönemde Revo’nun stratejisinde daha fazla coğrafi genişleme değil, daha derin tezlere odaklanma göreceğiz. Fund III’ün ana odağı AI-native, global-first ve Türkiye’de güçlü mühendislik altyapısı kuran şirketler olacak. Özellikle fintech, SaaS, cybersecurity ve healthtech alanlarında yapay zekâyı merkeze alan şirketlere yatırım yapmaya devam edeceğiz.
Aynı zamanda diaspora tarafı da bizim için giderek daha önemli hale geliyor. Bugün 9 binden fazla Türk öğrenci ABD’de eğitim görüyor ve Bay Area artık global AI sermayesinin merkezi konumunda. Revo’nun İstanbul ve San Francisco arasında kurduğu köprü sayesinde Türkiye yalnızca bir yetenek havuzu değil, global ürün şirketleri çıkaran gerçek bir teknoloji ve Ar-Ge üssüne dönüşüyor.
Önümüzdeki beş yılda Revo’dan beklenmesi gereken şey, 100 milyon dolarlık Fund III ile Türkiye’den çıkacak 30’dan fazla yeni nesil girişimi destekleyerek global teknoloji şirketleri ve unicorn adayları yaratmaya devam etmesi, bunun yanında daha güçlü bir global ortak yatırımcı ağı kurması ve daha fazla ses getirecek stratejik exit hazırlığına odaklanması olacak.
Son 13 yıldır olduğu gibi, yalnızca sermaye sağlayan bir yatırımcı değil; Türkiye teknoloji ekosistemi için değer yaratan, köprü kuran ve globalleşmeyi hızlandıran bir yatırımcı olmaya devam edeceğiz.


