Türk Devletleri arasında finansal sınırları kaldıran, sadece para transferi değil, aynı zamanda “duygu ve güven transferi” yapan bir vizyon…
Silikon Vadisi’nin “hızlı büyü, kır dök” ezberlerini “kök salma” ilkesiyle değiştiren; global devlerin sadece “veri seti” veya “niş pazar” olarak gördüğü coğrafyayı “Baba Ocağı” olarak tanımlayan TURAN Kurucusu Özgür Bayraktar, Fintech Dünyası’nın “LİDER BAKIŞI” köşesinin bu haftaki konuğu oldu.
Bayraktar; Türk dünyasında kurdukları “Süper Güven” ekosistemini, yola çıkarken karşılaştıkları “kabullenilmiş imkansızlık” duvarlarını nasıl yıktıklarını ve “Dijital İpek Yolu” hedeflerini içtenlikle anlattı.
Finansal kapsayıcılığı teknik bir terimden çıkarıp insani bir köprüye dönüştüren Özgür Bayraktar’ın, teknolojiyi “aidiyet” duygusuyla harmanlayan o röportajı…

Bir fintech lideri olarak, başarınızı işlem hacmiyle mi yoksa “finansal kapsayıcılık” ile mi ölçmek size yakın geliyor?
Excel tablolarındaki o milyarlık hacimler yatırımcı sunumları için elbette önemli; ama benim başarı terazim çok daha insani. Ben başarıyı; İstanbul’daki bir işçinin, Bakü’deki annesine saniyeler içinde para gönderip “Ana, paran geldi” dediği o andaki huzurla ölçüyorum.
Biz Turan’da sadece parayı değil, aslında aradaki hasreti, duyguyu ve güveni transfer ediyoruz. Finansal kapsayıcılık bizim için teknik bir terim değil; o coğrafyadaki insanların yıllardır süren kopukluğunu teknolojiyle tamir etmektir. Hacim, rakamların işidir; bizim işimiz ise insan.
Türk Devletleri arasında “Dijital İpek Yolu’nu kurma iddiasındasınız; bu yolda karşınıza çıkan en büyük bariyer neydi?
Herkes benden bankacılık mevzuatlarını veya teknik entegrasyonları söylememi bekliyor olabilir. Ama hayır, bunlar sadece mühendislik problemleriydi. Asıl ve en büyük bariyer, zihinlerdeki “kabullenilmiş imkansızlık” duvarıydı.
Yıllarca bu coğrafyanın finansal olarak entegre olamayacağına, sistemlerin birbiriyle konuşamayacağına dair bir önyargı hakimdi. Biz önce bu “yapılamaz” algısını yıktık. Masaya sadece kodlarımızı değil, inancımızı da koyduk. Zihinlerdeki o sınırlar kalkınca, haritadaki sınırları aşmak inanın çok daha kolay oldu.
Farklı ülkeler, para birimleri ve bankacılık kültürlerini tek bir “cüzdanda” birleştirirken bir lider olarak en çok neyde zorlandınız?
Para birimlerini birbirine çevirmek matematiğin en kolay kısmı. Asıl zorlu sınav, Türkiye’de yaşayan farklı coğrafyalardan gelmiş kardeşlerimizin alışkanlıklarını tek bir basitlikte harmanlamaktı.
Bakü’den gelip İstanbul’da üniversite okuyan bir gencin teknoloji beklentisiyle, ailesine para göndermek için çalışan emektar bir Özbek abimizin güven arayışı aynı değil. Bizim görevimiz, bu farklı profillerin hepsinin baktığında “Bu uygulama benim dilimden anlıyor” diyebileceği o ortak sadeliği tasarlamaktı. Biz cüzdanı değil, aslında gurbetteki o “ortak güven duygusunu” tasarladık.
Girişimcilik serüveninizde “Bu iş çok niş, büyümez” diyenlere karşı verdiğiniz en somut yanıt ne oldu?
Onların “niş” deyip geçtiği pazara, ben uyanmayı bekleyen dev bir okyanus olarak bakıyordum. Matematik bazen insanı kör edebilir; onlar haritadaki zorlukları gördü, ben ise 170 milyonluk, dili bir, gönlü bir, birbirine hasret devasa bir aileyi gördüm.
En somut yanıtı ben sözlerle vermedim; Turan’ı açtığımız gün o pazarın nasıl bir açlıkla bize koştuğunu gösteren grafikler verdi. Büyük oynamak için illaki Silikon Vadisi’ne gitmek gerekmez; bazen en büyük hazine, herkesin “orası karışık” deyip arkasını döndüğü yerdedir. Niş dedikleri şey, aslında ihmal edilmiş dev bir coğrafyaydı.
Kendi liderlik yolculuğunuzda “hızlı büyümek” mi, yoksa “kök salmak” mı önceliğiniz oldu?
Startup dünyasının ezberi “Hızlı büyü, kır dök, sonra toparlarsın” şeklindedir. Ama biz bir oyun oynamıyoruz, insanların alın terini ve birikimini taşıyoruz. Finans dünyasında “kırık bir köprüden” kimse geçmek istemez.
O yüzden benim önceliğim her zaman kök salmak oldu. Biz Turan’ı kurarken saman alevi gibi parlayıp sönmeyi değil, ulu bir çınar gibi yüzyıllarca ayakta kalmayı hedefledik. Önce güveni, itibarı ve kültürü kökleştirdik. Hız, o sağlam köklerin doğal bir sonucudur zaten. Kökleri derine inmeyen hiçbir ağacın, dalları gökyüzüne ulaşamaz.
Bir sabah uyandığınızda tüm Türk dünyasında “ortak dijital para birimi” kullanılıyor olsa, Turan bu sistemin neresinde dururdu?
Biz o gün geldiğinde sisteme dışarıdan eklemlenen bir oyuncu değil, o sistemin ana omurgası ve dijital kapısı oluruz. Para birimi sadece bir araçtır, bir yakıttır; asıl mesele o paranın akacağı güvenli otobanları inşa etmektir. Biz Turan ile o kanalları bugünden kuruyoruz. Ortak para birimi o ticaretin diliyse, Turan o dilin konuşulduğu meydandır. O yakıtın güvenle aktığı Dijital İpek Yolu biz olacağız.
Türkiye merkezli bir fintech olarak global oyuncularla (Western Union vb.) rekabet ederken, en büyük silahınız ne oldu?
Teknoloji kopyalanabilir, sermaye bulunabilir ama “aidiyet” asla kopyalanamaz. Global devler için Bakü, Bişkek veya Almatı sadece birer pazar payı ve veri setidir. Bizim içinse orası “Baba Ocağı”.
Onlar pazara yukarıdan, plaza katlarından baktı; biz ise sokağın, kültürün ve insanın içine indik. Kullanıcımız bizimle işlem yaparken bir “şirketle” değil, kendinden biriyle konuştuğunu hissediyor. Global devler için her işlem bir “Data”, bizim içinse bir “Selam”dı. En büyük silahımız, o coğrafyanın kendi evladı olmamızdı.
Ekibinizi yönetirken soydaşlık bilinci ile “duygusal ve kültürel motivasyon” sağlıyor musunuz?
Kesinlikle. Çünkü profesyonelliği her yerde bulursunuz ama o ‘adanmışlığı’ transfer edemezsiniz. Biz ekibimize, finanstan operasyona kadar sadece bir iş tanımı vermiyoruz, tarihi bir misyon yüklüyoruz.
Arkadaşlarıma hep şunu söylerim: “Siz sadece bir şirkette çalışmıyorsunuz, asırlardır ayrı kalmış kardeşlerin arasındaki köprüleri kuruyorsunuz.” Bu bilinci verdiğinizde, motivasyon artık bir İK stratejisi olmaktan çıkıp bir dava arkadaşlığına dönüşüyor. Teknoloji veya stratejiler kopyalanır ama dava kopyalanamaz. Biz ekibimizle sadece bir markayı değil, ortak bir geleceği inşa ediyoruz.
Sonraki adımlarda Turan’ı bir “Süper Uygulama” olarak görecek miyiz?
“Süper uygulama” kulağa hoş gelen popüler bir hedef, fakat bizim önceliğimiz şimdilik “Süper Güven” inşa etmek.
Bizim odağımızda, şu an en iyi yaptığımız işi; yani para transferini ve finansal köprüleri kusursuz hale getirmek var. Elbette Türk dünyasının dijital ihtiyaçları çok büyük ve biz de bu talebe kayıtsız kalmayacağız; ama bir ağacın dallarını gökyüzüne uzatmadan önce köklerini toprağa sımsıkı geçirmesi gerekir. Biz şimdi o kökleri derinleştiriyoruz, gerisi zamanla ve sağlam adımlarla gelecektir.


