Uğur Candan: SAP Türkiye’yi bölgesel bir hizmet merkezi olarak konumlandırıyoruz

Bulut pazarının yıllık yüzde 35 büyüme kaydetmesi öngörülen Türkiye, SAP ekosisteminde stratejik bir rol oynuyor. SAP Türkiye’yi bölgesel bir hizmet merkezi olarak konumlandırarak, Orta Doğu ve Orta Asya pazarları için yerelleştirilmiş çözümler geliştirmeyi planlıyoruz. Türkiye, donanım üreticisi olmasa da uzmanlık ve akıllı sistem tasarımıyla yapay zekânın “değer üreten” tarafında, küresel beyin gücü olarak konumlanıyor.

SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan


  • SAP gibi küresel bir teknoloji devinin Türkiye organizasyonunu yönetmek hem yerel hem global perspektif gerektiriyor. SAP Türkiye’nin stratejik önceliklerini nasıl tanımlarsınız?

Küresel vizyonu yerel dinamiklerle harmanladığımız SAP Türkiye’de güncel stratejik önceliklerimiz; bulut dönüşümünü hızlandırmak, veriyi stratejik güce dönüştüren Business Data Cloud yaklaşımını yaygınlaştırmak ve yapay zekâyı süreçlere görünmez şekilde entegre etmek. Çünkü bugün kurumların ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca yeni teknoloji değil; daha hızlı karar alabilen, daha dayanıklı ve daha çevik bir iş yapısı. Türkiye’de SAP bulut kullanımının yüzde 62’ye ulaşması da bu dönüşümün somutlaştığını gösteriyor.

2025’te Business AI (süreç odaklı yapay zeka) ve Business Data Cloud alanlarında güçlü adımlar attık. Geçtiğimiz yıl, yapay zekânın deneysel projelerden operasyonel gerçekliğe geçişini gördüğümüz bir yıl oldu. Dijital dönüşümün, yalnızca iş süreçlerinin modernizasyonuyla değil; yapay zekânın süreçlerin her aşamasına görünmez şekilde (embedded) entegre edilmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.

Kurumsal uygulamalarda artık “bağlan- kullan” dönemi başladı. Tıpkı bir mobil uygulama indirir gibi, kullanım kılavuzu okumadan doğrudan faydaya odaklanan bir deneyim sunuluyor. Özellikle yatırım maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde bulut; «Kullandığın kadar öde” modeliyle şirketlere yatırım yapmadan, başkalarının yaptığı altyapı yatırımını anında kullanma esnekliği sağlıyor.

Yapay zekâ artık bir teknoloji başlığı olmaktan çıkıp; rekabet, verimlilik ve yatırım kararlarının merkezine yerleşti. Kurumsal yazılımlarda yapay zekânın sadece metin veya kod ürettiği dönem geride kaldı. Artık kendi başına aksiyon alabilen, araçları kullanabilen ve birbirleriyle etkileşime girebilen “Sanal Çalışanlar (Agents AI)” dönemi başladı.

Yapay Zekâdan Agentlara Geçiş: 2021-2023 yılları arasında yapay zekâ sadece kod satırı tamamlarken, 2025-2026 itibarıyla ilişkileri dinamik olarak çözen ve birbirleriyle insanlar gibi konuşup anlaşabilen “agentlar” (ajanlar) yaygınlaştı.

Beceri ve Araç Kullanımı: Bir yapay zekayı “agent” yapan temel fark, sadece soruya cevap vermesi değil; SAP fonksiyonlarını, veriyi ve diğer dijital araçları bir yetkinlik (skill) olarak kullanabilmesi.

Gelecek Vizyonu: Yakın gelecekte herkesin tıpkı bir aile ferdi gibi eğittiği kişisel asistanları olacak; şirketlerde ise “uygulamasız uygulamalar” (agentlar aracılığıyla yönetilen süreçler) dönemi yaşanacak.

Yönetişim ve Maliyet: Çoklu dil modellerinin (OpenAI, Anthropic vb.) kurumsal ölçekte maliyet ve güvenlik kontrolü altında yönetilmesi, yeni dönemin en kritik ihtiyacı.

  • Türkiye, genç nüfusu ve hızla dijitalleşen ekonomisiyle dikkat çekiyor. SAP global perspektifinden bakıldığında Türkiye pazarı nasıl konumlanıyor?

SAP için Türkiye, sadece önemli bir pazar değil, aynı zamanda yüksek adaptasyon kabiliyeti olan stratejik bir dönüşüm merkezi. Bugün Türkiye’de 200’den fazla kuruluş, bulut ERP altyapısı ve gelişmiş teknolojilerle operasyonlarını dönüştürme yetkinliğine sahip. Bu hız, Avrupa ve diğer gelişmiş pazarlardaki eğilimin bir adım ötesinde seyrediyor. BIST 30 şirketlerinin yüzde 90’ının, süreçlerini SAP ile yönetmesi de Türkiye’nin dijital olgunluğunu net biçimde ortaya koyuyor.

Bulut pazarının yıllık yüzde 35 büyüme kaydetmesi öngörülen Türkiye, SAP ekosisteminde stratejik bir rol oynuyor. SAP Türkiye’yi bölgesel bir hizmet merkezi olarak konumlandırarak, Orta Doğu ve Orta Asya pazarları için yerelleştirilmiş çözümler geliştirmeyi planlıyoruz. Türkiye, donanım üreticisi olmasa da uzmanlık ve akıllı sistem tasarımıyla yapay zekânın “değer üreten” tarafında, küresel beyin gücü olarak konumlanıyor.

SAP ekosisteminde Türki- ye’den her sabah sisteme bağlanan 15 bin danışman bulunuyor. Bu danışmanların yüzde 40’ı doğrudan yurt dışındaki projelere hizmet vererek, Türkiye için ciddi bir dış ticaret hacmi oluşturuyor. Türkiye’de hayata geçirilen projeler, SAP’nin dünya çapında verdiği “İnovasyon Ödülleri”nde, her yıl en iyiler arasında yer alıyor.

Türk şirketler SAP’nin en yeni teknolojilerini sadece benimsemekle kalmayıp karmaşık iş problemlerine getirdikleri inovatif çözümlerle de küresel ölçekte ilham veriyor, yol gösteriyorlar. Türkiye’nin madencilik, otomotiv, perakende ve enerji gibi pek çok sektörde başarı elde etmesi, ülkemizdeki dijitalleşme kaslarının sektör ayrımı olmadan güçlendiğini gösteriyor.

  • Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörleri, dijital dönüşümün en hızlı yaşandığı alanlar arasında. SAP’nin sunduğu çözümler bu sektörlerde nasıl bir dönüşüm yaratıyor?

Finans, bankacılık ve sigorta gibi risklerin yüksek olduğu sektörlerde, yalnızca süreçleri dijitalleştirmek değil; veriyi, uyumu, riski ve müşteri deneyimini aynı çerçevede yönetebilmek önemli. SAP olarak geleneksel kayıt sistemlerinden, akıllı karar sistemlerine geçişi destekliyoruz.

Yapay zekâ asistanımız Joule, SAP sistemlerindeki en sık kullanılan işlemlerin yüzde 80’i ile uyumlu ve gezinme ile işlem sürelerinde yüzde 90’a varan zaman tasarrufu sağlıyor. Bu da finans ekiplerinin operasyonel yükten çıkıp daha stratejik bir role geçmesine imkan sağlıyor. Bir finans çalışanının, yapay zekâ kabiliyeti gömülü mahsuplaştırma uygulaması sayesinde faturaları otomatik olarak eşleştirebilmesini bu yaklaşıma örnek olarak gösterebiliriz.

  • Kurumsal şirketler için veri yönetimi ve entegrasyon kritik bir konu. SAP’nin veri odaklı çözümle- ri ve platform yaklaşımı, fi- nansal kurumların karar alma süreçlerini nasıl dönüş- türüyor?

Veri, yapay zekânın temel bileşeni. Ancak farklı sistemlerde, departmanlarda ve uygulamalarda birbirinden kopuk şekilde kaldığında, verinin gerçek değerini üretmesi mümkün olmuyor. SAP Business Data Cloud ile SAP ve SAP dışı verileri tek bir semantik yaklaşım içinde bir araya getiriyoruz. Databricks ile birlikte geliştirdiğimiz bu yaklaşım, kurumların karmaşık veri mimarilerini basitleştirerek gerçek zamanlı içgörü üretmesini kolaylaştırıyor. Ben bunu, raporlama kültüründen karar kültürüne geçiş olarak görüyorum. Çünkü doğru veriyle beslenen yapay zekâ, iş uygulamalarını gerçekten yeniden şekillendiriyor.

Küresel ticaret anlaşmalarındaki belirsizliklerin arttığı bir dönemde, kurumsal ve kurumsal olmayan verileri bir araya getirerek geleceği daha iyi öngörmenin ve belirsizliklere daha hazırlıklı olmanın kritik olduğunu biliyoruz.

  • Yapay zekâ, bulut teknolojileri ve otomasyon, SAP’nin küresel stratejisinin merkezinde yer alıyor. Bu teknolojiler Türkiye’deki müşterilere nasıl değer katıyor?

2025, yapay zekânın deneysel projelerden operasyonel gerçek- liğe ulaştığı bir yıl oldu. Türki- ye’deki bulut satışlarımızda çift haneli büyümeye devam ettik. SAP’nin tüm bulut portföyünde 400’ün üzerinde üretken yapay zekâ kullanım senaryosu bulunuyor; Joule’un 2 bin 400’ü aşkın becerisi var. Yaklaşımımız; uy- gun, güvenilir ve sorumlu yapay zekâyı, işin yapıldığı yere entegre etmek. Müşterilerimizin bugün aradığı şey de tam olarak bu: Hız, verimlilik ve daha isabetli kararlar.

Business Data Cloud ve yapay zekâ dahil olmak üzere tüm SAP Business Suite çözümleri hızla benimsendiği için, 2025 yılında da pazar payımızı artırdık. SAP’nin 2026 mesajı oldukça açık: Yapay zekâyı entegre etmiyorsanız, geride kalıyorsunuz.

  • SAP’nin ürün geliştirme yaklaşımında global standartlar ile yerel ihtiyaçlar nasıl dengeleniyor? Türkiye’ye özel geliştirmeler veya adaptasyonlar söz konusu mu?

Global standartları korurken yerel dinamiklere ve ihtiyaçlara hızla uyum sağlamak, SAP’nin en güçlü yönlerinden biri. Türkiye’nin e-dönüşüm konusundaki öncü rolünü, çözümlerimize uzun süredir entegre ediyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle sürdürülebilirlik ve ÇSY raporlaması tarafında yerel regülasyonlara uyum daha da kritik hale gelecek.

Biz de çözümlerimizi Türkiye’nin düzenleyici çerçevesine uygun biçimde uyarlayarak kurumların hem uyum hem de verimlilik tarafında avantaj elde etmesini destekliyoruz. 2026’da ÇSY raporlamasının zorunlu hale gelmesiyle birlikte, SAP’nin sürdürülebilirlik çözümlerini Türkiye regülasyonlarına uygun hale getiriyoruz.

  • Fintech ekosistemi hızla büyürken, teknoloji sağlayıcıları ile girişimler arasındaki iş birlikleri de önem kazanıyor. SAP’nin fintech girişimleriyle kurduğu iş birliklerine dair neler söyleyebilirsiniz?

SAP’nin bakış açısı “birlikte inovasyon” üzerine kurulu. Küresel teknoloji ortaklarıyla geliştirdiğimiz yapay zekâ ve veri iş birlikleri, finans ve fintech dünyası için de güçlü bir zemin yaratıyor. Joule Studio ve low-code/no-code yaklaşımı sayesinde kurumlar ve iş ortakları kendi ajanlarını ve iş akışlarını daha hızlı geliştirebiliyor. Burada bizim rolümüz, girişimle- rin çevikliğini SAP’nin kurumsal güvenilirliği ve ölçeklenebilirliğiyle buluşturan açık bir ekosistem sunmak.

SAP, Google Cloud, AWS ve Microsoft gibi küresel teknoloji devleriyle stratejik ortaklıklar kurarak, yapay zekâ kabiliyetlerini doğrudan iş süreçlerine entegre ediyor. Bu iş birlikleri sayesinde müşterilerimiz, en gelişmiş büyük dil modellerini (LLM) SAP ekosistemi içinde, veri güvenliği ve gizliliğinden ödün vermeden kullanabiliyor. Özellikle Databricks ile gerçekleştirdiğimiz stratejik iş birliği, SAP ve SAP dışı verilerin tek bir semantik katmanda birleşmesini sağlayarak veri yönetiminde devrim yaratıyor.

  • Türkiye’deki şirketlerin dijital dönüşüm yolculuğunda karşılaştığı en büyük zorluklar neler? SAP bu süreçte kurumlara nasıl rehberlik ediyor?

En büyük zorlukların başında veri siloları, karmaşık mimariler ve yetenek açığı geliyor. Bu nedenle biz yalnızca teknoloji sunmuyor, aynı zamanda dönüşüm rehberliği sağlıyoruz. RISE with SAP ve clean core yaklaşımıyla sistemleri sadeleştirirken, insan kaynağı alanında da ekosistemi güçlendiriyoruz. SAP Genç Profesyoneller Programı’nın son döneminde Türkiye’nin ilk üretken yapay zekâ sertifikasına sahip SAP uzmanları yetiştirildi; program son yedi yılda toplam 370’ten fazla mezun verdi.

Bu da dönüşümün insan boyutuna yaptığımız yatırımın önemli bir göstergesi. Şirketlerin en büyük zorluğu, verinin farklı sistemlerde parçalı halde durması ve bu veriyi anlamlı bir stratejiye dönüştürecek yetkin iş gücüne erişimdir. Biz, kurumlara yalnızca bir yazılım değil; bulut tabanlı ve yapay zekâ ile güçlendirilmiş uçtan uca bir dönüşüm metodolojisi sunarak bu zorlukları aşmalarına yardımcı oluyoruz.

Günümüzde ucuz iş gücünün avantaj sağladığı dönemi geride bıraktık. Artık fark yaratan unsur, yapay zekâyı analiz ve yol gösterme süreçlerinde kullanabilen nitelikli insan kaynağı. Türkiye, yetiştirdiği uzmanlar sayesinde yapay zekâyı sadece tüketen değil; onunla küresel değer üreten bir “stratejik ortak” konumunda.

  • SAP’nin önümüzdeki dönemde Türkiye pazarına yönelik yeni ürün, çözüm veya yatırım planları var mı? Özellikle finans ve fintech alanında hangi başlıklar öne çıkıyor?

Ana odağımız, yapay zekâyı iş süreçlerine gömülü biçimde yaygınlaştırmak ve veri yönetişimi tarafını güçlendirmek. SAP Concur’un Türkiye lansmanı da bunun önemli örneklerinden biri oldu. Bugün Türkiye’de 500’ü aşkın şirket SAP Concur kullanıyor ve bu alanı artık Türkiye’de özel bir ekiple, daha proaktif bir pazar yaklaşımıyla büyütüyoruz. Özellikle büyük holding yapılarında veri mimarisini sadeleştirmek ve kurumları AI-ready hale getirmek, önümüzdeki dönemin ana başlıklarından biri olacak.

2026 stratejimiz kapsamında, yapay zekâyla entegre çalışan bulut çözümlerimiz, kurumsal dönüşümün merkezinde olmaya devam edecek. Özellikle sürdürülebilirlik raporlaması (ESG) ve Business Data Cloud alanlarında yeni yatırımlarımızla Türkiye’deki şirketlerin küresel standartlarda rekabet etmesini destekleyeceğiz. Türkiye’yi bölgesel bir hizmet merkezi olarak konumlandırarak, Orta Doğu ve Orta Asya pazarları için yerelleştirilmiş çözümler geliştirmeyi planlıyoruz.

  • “Geleceği İnşa Edenler” teması kapsamında sormak isteriz: SAP, küresel ölçekte geleceğin iş dünyasını nasıl tanımlıyor? Türkiye bu vizyonun neresinde konumlanıyor?

Şu an dünyada yapay zekânın kişisel kullanımı, kurumsal kullanımın çok önünde. İş dünyasındaki temel “savaş”, evde dene- yimlenen hızı ve zekayı ofis ortamındaki süreçlere aynı doğallıkla taşıyabilmek. Geleceğin iş dünyasını; yapay zekâ, veri ve uygulamaların ayrı ayrı değil, birlikte çalıştığı bir yapı olarak tanımlıyoruz. 2027-2030 arasında çok büyük bir dönüşüm bekliyoruz.

Yapay zekâ artık yalnızca bir araç değil; sistemlerle etkileşim kurmanın yeni yolu haline geliyor. Türkiye ise bu vizyonun hem hızlı uygulayıcıları arasında hem de bilgi birikimiyle değer üreten stratejik ortaklarından biri. Özellikle nitelikli insan kaynağı ve danışmanlık kapasitesiyle Türkiye’nin küresel ölçekte daha da görünür hale gele- ceğine inanıyorum.